Korona günlerinde felsefe (1)

Öne Çıkanlar Toplum
Korona günlerinde felsefe (1)

Olur mu?

Neden olmasın! Korona Yaşamaya ne kadar tehdit ise Felsefe Yaşama’ya o kadar dosttur ve güç verir. Bakın, Korona  nedeniyle bazılarımız düşünmeye, felsefeyi çağrıştıran söylemlere başladılar: Tarihli bir tavırla  kendim ettim kendim buldum!... Korona olayı bizim eserimiz!...Yeni bir çağ başlı-yor...edebiyatı genel söyleme girdi bile. Bir çoğu da kimin suçlu olduğu üstüne kuram geliştiriyor. Falanca ülke, filanca ülke ile birlikte ya da şu ülke şu ülkenin gelişmesini engellemek istiyor vs...vs...İsterseniz burada biraz duralım ve şöyle düşünelim: Diyelim ki, bir ülke çıkarı için  Korona Virüsünü yarattı.

O ülkenin arkasında ne var?


Kendi büyük şirketleri var.

Bu şirketlerin arkasında ne var?

Uluslararası şirketler var.

Uluslararası şirketlerin arkasında ne var?

O şirketlere egemen bazı güçler var.

O güçlerin arkasında ne var?

Mızıkçılık etmek yok, düşünmeye başladık ve sürdürmemiz gerekiyor:

En arkadaki, en temel güçlerin ve olası bir tek gücün arkasında ne var?

Buyurun, asıl suçlu  orada, nedir o?

Yanıtı benden bekliyorsunuz....Söyleyelim;

Müthiş bir Boşluk var; ürküten bir Hiçlik; İnsanoğlunun en büyük kaygısı; yok oluşla, ölümle birleştirdiği ve içinde damla damla duyduğu, fakat tanımla-yamadığı en önemli sıkıntısı Boşluk ve Hiçlik.

İşte Korona oradan; Hiçliği  duyan, fark eden, onun tüm olumsuzluğunu yaşayan İnsandan; HİÇ oluşu yaşayan İnsandan doğuyor. Korona İnsan olmanın bir gereği. Başka herhangi bir varlığın  Hiçliği yaşaması olanaksız. Koronadan kurtulmak için savaş veren her bir İnsan gerçekte bir ölçüde Korona’nın yaratıcısı. Onun için  evinizden çıkmayın deniliyor, evinizden çık-mayın ki, hiçlik kendisini yeyip bitirsin; kendisinde yok olsun. Bu arada bizi boşluğa, hiçliğe, yok oluşa atacak olan ile biz kendi yaşamamızı ve belki de yeni bir çağı kurabiliriz. Belkide.... Bu bir umut. Böyle bir çağın gerektiğini yaklaşık 250 yıl önce Immanuel Kant söylemişti. Kimin umurunda!... Şu pandemiyi atlatalım, kendimizi biraz rahata alalım, bakın göreceksiniz neler  neler yapacağız. İnsan bu...

Bütün dünya şimdilik bu virüsün peşine düştü. Önlem olarak ve biraz da korku ile sokaklar, caddeler boşaldı. İş yerleri boşaldı. Sinemalar, tiyatrolar kapandı. Mesafeli  Yaşamalar başladı. İnsanlar sanki kıtlık günlerinde gibi dolapları, rafları doldurmaya baktılar, pek çok kişiye J. Saramago’ nun romanı Körlük’te anlattığı türden bir kapışkapış Yaşama biçimi egemen oldu. TV Programlarının önemli bölümü Korona’ ya ayrıldı; onları izlendikçe dışa vurulmayan kaygılar yerleşik olmaya başladı ”ya söylenenden daha uzun sürerse!...” Evde oturmak  bir ödev. Kimi devlet başkanları virüsün yayılımını 2. Dünya Savaşı ile birlikte  anıp, yeni bir düşmana karşı savaşmaktan söz ediyorlar. Okullar, Üniversiteler iki-üç haftalığına kapatıldılar. Bu kapanma-ların sürüp sürmeyeceği henüz bilinmiyor. Çalışanlara maaşlı, maaşsız izinler veriliyor. Doktorlar ekranlarda durmadan anlatıyorlar. Korona her tarafta; İnsanlar onu görmüyorlar, fakat o kendisiyle birlikte sinsice yayılan bir başka-sını da getiriyor: İnsanların yaşamaya bakışları değişiyor, umutsuzluklar, umarsız girişimler, teknik deyişle İnsanların psikolojisi bozulmaya başladı. Artık gece ve gündüz yok, yalnızca Korona var; yalnızca Koronalı günler...

Gelin biz yine felsefeye dönelim. Son zamanlarda bizde bir felsefe düşkünlüğü başladı. Bu olumlu bir gelişme. Herkes felsefenin peşinden koşuyor da, bu peşinden koştukları Felsefe nedir? pek soran yok. Heideger soruyu bir biçimde sormuş: Was ist das die Philosophie? Heideger‘in soru-sunun peşine düşecek değilim. Benim sorunum Yaşamak. Nedir Yaşamak? Nasıl Yaşamalıyım? Korona ya da Kovid 19 benim için bu nedenle anlamlı.

Felsefe yaşamaya dosttur, güç verir demiştim, doğrudur. Felsefe günlük, çıkarcı, faydacı, sırasında barbarlaşabilen olayları o alanları inceleyen bilim İnsanlarına bırakır; o konular üstüne akıl yürütürken Bilim İnsanlarının verdiği bilgilere dayanır. Felsefe yaşamaya bütün olarak bakar. İnsan içine bulunduğu yaşama koşullarının ne kadar üzerine yükselebilirse, o kadar görüp, o kadar anlar ve gücü, isteği, o kadar artar, yaşamaya o denli çok sarılır. Felsefenin yaşamaya   önemli katkısı bu bilgilenme gücüne dayanır.

İlginç bir gelişme oldu ve bu süreçte kimi değişiklikler kendiliğinden yaşamamıza girdi. Örneğin, Temizlik. Özellikle Ellerin temizliği El bakımı, ardından doğru beslenme, sonra bolca dinlenme. Amaç bedeni savunmaya hazırlama: Güçlü Beden. Korona Savaşı, bedenimizi savunarak  kazanılacak. Burada  en önemli organ Eller. Eller Yaşamamıza hiç farkına varmadığımız biçimde girdi.

Yaşamamızda Ellerin yeri nedir?

Attilla Erdemli

*Bu yazı HBT'nin 212. sayısında yayınlanmıştır.