Okurlarla ortaklaşa yeni maskeler tasarladık

Ali Akurgal
Okurlarla ortaklaşa yeni maskeler tasarladık

İki tür “maske” (virüsün bulaşmasını önleyici ürün) var. Biri, virüsün yakalanarak maskeden geçememesi prensibine bağlı çalışıyor, diğeri bir şekilde virüsü etkisizleştiriyor. Çağrı yapmazdan önce okurlarımla paylaştığım “gümüş ve çinko zerreciklerinin oluşturduğu doğal elektrik alanının virüsün etkinliğini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı” gerçeği üzerine, sizlerden gelen katkıların çoğu, virüsü etkisizleştiren maske üzerine. Ama, ikisini de ele alacağız.

Ergonomi: Maskenin, insanın aldığı nefesin tamamını içinden geçirecek şekilde ve kaçak hava geçişi bırakmayacak biçimde yüze oturması gerek. Yoksa siz bir tarafta virüsü yakalamak veya etkisizleştirmek için uğraşırken diğer taraftan virüs, “elini kolunu sallayarak” geçebiliyor. Bunu önlemek için çeşitli çalışmalar yapılmış. Makine mühendisi Selçuk bey bu çalışmalardan örnekler göndermiş. Biri ABD’de önde gelen üniversitelerden MIT’de yapılan bir çalışma. Burnu neredeyse alına kadar kapatan yumuşak silikon ile kaçakları önleyen bir tasarım. Gene Selçuk beyin gönderme yaptığı yumuşak silikon ve ABS’ten yapılmış bir başka maske ve Vivzone markasını taşıyor. Ama bunun filtreleme mekanizması uydurma. İçinde yelpazesi (fanı) var. Fan, gözlüklerdeki buğulanmayı engelliyormuş. Buğulanma varsa, kaçak var demektir. Gece hoş görünsün diye içinde ışık yanıyor. Filtreleme açısından da bizim kullan-at maskelerden üstün değil. Eskişehir’den İsmail bey, TV ekranlarından tanıdığımız ABD’deki bir Türk profesör Mehmet Çilingiroğlu’nun önerdiği “burun filtreleri”ni hatırlatıyor. Bunlar ağzı kapatmadığı için ve burundaki hava akışını da kısıtladığı için biraz hareket edip daha fazla hava alıp vermeye ihtiyaç duyduğunuzda, ağzınızdan hava alıp vermeye başlayınca etkinliklerini kaybediyorlar. Ancak, diğer katkılara da bakınca, ortak aklın burunun içine de uzanan virüsü etkisizleştirme maskesine doğru eğildiğini görüyoruz. Gene de, çeşitli nedenlerle burun akması durumunda bu filtrelere ne olur, epey düşünmek gerek. Virüsü yakalamak için en etkili örgüsüz (keçe gibi) malzemenin dünyada iki yerde üretildiği, bunlardan birinin de Gaziantep’te olduğunu bize 20 yıldır alerji koruma üzerinde çalıştığını belirten okuyucum Erol bey duyurdu. Gaziantep’teki fabrikanın ABD’den aldığı sertifikayı ve test sonuçlarını da göndermiş. Bizim maskemizin dış yüzünde yer alacak bir virüs yakalama perdesi (engeli), herhalde bu malzemeden olacak. Erol beye göre, içerisindeki hava akımını en az engelleyen buna karşı en küçük partikülleri (virüsleri) yakalayan bir malzeme: Madaline mikro-fiber. Saç telinin yüzde biri kalınlığında dolaşmış, keçe olmuş iplik yumağı.

Virüsü yakalayan bu katman, bir süre sonra çok kirli duruma gelecek. Bunu değiştirmek gerek. Filtre elemanının kaçaksız olarak yerine oturması ve kolay takılmasına özen göstermek gerek tasarım yaparken. Bu filtre elemanları ya kullan-at tipi olacak, ya da yıkanabilir, tekrar kullanılabilir tip. Maskeyi yalnızca sağlıklı insanların dışarıdan gelecek virüslere karşı kullanmayacağını, virüs taşıyan, yayan, ama belirti göstermediği için hastalığın farkında olmayanların da virüs yaymaması için kullanılacağını da unutmamak gerek. Virüs yayan kişilerde, filtrenin dışı değil içi kirleniyor olacak. Toplumda, “virüs yayıyorsam bu başkalarının derdi” diye bir yaklaşım var. Bu yaklaşımda olanlar kendi elleri, nefesleri ile en yakın oldukları kişilere, ölüm tehlikesi bulaştırıyorlar. Anne-babalarını veya yakınlarını kendi bulaştırdığı virüsle mezara yollamak son derecede ağır vicdan yaraları oluşturacaktır. Bu açıdan, insanların etrafa virüs yaymamak için de özen göstermesi gerek. Bizim maskenin de, dışarıdan içeriye olduğu kadar içeriden dışarıya da virüs geçişini engellemesi gerek. Virüsü etkisizleştirmek Çoğu okur katkılarını bu alanda yapmış. Bunun da iki yolu var. Biri, vücuda kısmen burun içine veya ağız önüne yerleştirilmiş etkin maddeler taşıyan filtreler ile, diğeri ağız-burun etrafı ve burun içine sürülecek aktif malzemeyle.


Muğla’dan Dr. Perihan hanım, burun içine virüs karşıtı (anti-viral) krem sürülmesini öneriyor. Bu yöntem aslında Serdar Kıykıoğlu ile üzerinde en çok kafa yorduğumuz yöntem oldu. Gümüş-çinko olsun, iyonik gümüş olsun, bakır olsun, metalik malzemenin etki göstermesi için yalıtkan (yağlı) bir krem içerisinde olmaması gerekiyor. Gerçi Dr. Perihan hanımın önerisi metalik değil, farmakolojik, büyük olasılıkla üzerine düşen virüsleri etkisiz hâle getiriyor olacak ama, o kreme değmeden geçen havadaki virüslere karşı etkisiz. Bu kremi eğer burundan geçen havanın her zerresinin değeceği şekilde sürebiliyorsak etkinliğini artırmış oluruz. Elbette, ağızdan girip-çıkan hava üzerine bir koruma söz konusu değil.

Antalya’dan Dr. Ertuğrul bey, iyonik nano gümüş püskürtme öneriyor. Bunu burun içi “sprey”i olarak bir önerisi vardı, fakat web adresinden kaldırmış. İyonik gümüş, virüsü etkisizleştirmekte oldukça etkin. Benim kullandığım su arıtma cihazının ağzında böyle gümüş kristaller var. Su almadığım zaman, ortamdaki mikroplar su çıkış ağzından içeri girmesinler diye. Gümüş suda erimediği için, bunu “içme”miz söz konusu değil. Ama gümüş, çinko, bakır herhangi bir metali sindirim yolu ile aldığınızda bunun beden içerisinde dolaşıma girmesi doğal. Bedenin arıtma sistemi (böbrekler ve lenf sistemi) böyle metallerin arıtılması için tasarlanmadığından bu metaller bedenden atılamıyor da.

Serdar bey, ABD’de sağlığa zararsız olduğu için arıtma amacıyla suya karıştırılan iyonik gümüş zerrecikleri yüzünden, birçok insanın derisinde gri renkli metal birikimi olup, dikkat çekici görüntü oluştuğunu belirtti. Bu Argyria veya argyrosis olarak biliniyor Bunun üzerine bu zerreciklerin kullanımına son verilmiş. Ama gri renkli insanlar gri kalmışlar. Dolayısıyla, püskürterek veya damlatarak bir metal malzemeyi burun ağız-geniz içine dağıtma yöntemini bizim maske için devre dışı bırakmak en doğrusu. Ama Dr. Ertuğrul beyin, standart maskeye nano iyonik gümüş püskürterek etkinliğini artırma yöntemi, bizim de benimsediğimiz bir yöntem olabilir.

Dakikada 12 nefes alıp veriyoruz

Bir insanın günlük yaşamında nefes alıp vermesi 2 saniye kadar nefes alma, 2 saniye kadar nefes verme, arada nefes verdikten sonra 1 saniye kadar duraklama şeklinde; böylece dakikada yaklaşık12 nefes alıp-verme işlemi yapıyor. Her nefeste de en az yarım litre hava alıp veriliyor. Bu, 2 saniye süren harekette yarım litre, saniyede 250cm3 akım demek. Hava 13mm çapındaki 2 burun deliğinizden (2,65cm2) geçiyorsa, saniyede yaklaşık 100cm akış var demektir.

Bu hızdaki havanın, 2mm kalınlığındaki bir fi ltre elemanından geçmesi 2 milisaniye kadar süre alacaktır (saniyenin binde ikisi). Üzerinde herhangi bir deney yapmadan veya literatürde bu konuda bir yayın da bulmadan kesin bir şey söylenemez ama, mühendis gözüyle bakınca bu süre, bir elektrik alanın bir virüsü etkisiz hâle getirmesine yetmeyecek gibi görünmekte. Ticari örneklerde, gümüş-çinko zerreciklerinin kullanıldığı yara bandı, yaranın üzerinde sürekli olarak duruyor ve burada bir hava akımı yok sayılacak kadar az. Dolayısıyla elektrik alanının virüsü etkisizleştirmek için çok vakti var.

Okuyucularımdan İlkfer bey, nefes sırasında süreyi uzatabilmek ve virüse teması artırmak için “çok ince / kılcal borular” kullanmayı öneriyor. Bunlar, burun ve ağız önünde de çok sık delikli bir bal peteği gibi geniş bir alanı kaplarsa, bu kılcal boruların içerisindeki elektrik alanı, içerisinden geçmekte olan virüsleri etkisizleştirmeye vakit bulabilecektir. Kılcal boruların oluşturduğu petek, ağız ve burun önünde (yaklaşık burun hizasını geçmeyecek şekilde) kalınlığı 2cm kadar olsa, ve ağız kavisini takip ederek 3 x 6 cm bir alanı kaplasa, metal ve peteği oluşturan kısımları düşersek 25cm3 hacim oluşturacaktır ki, saniyede 250cm3 havanın geçişi için, havanın bu petek içerisinde 0,1 saniye oyalanacağını buluruz. Bu süre virüsü etkisiz kılmak için yeterli midir? Bu bir araştırma konusu, ve bu çalışmaya katkıda bulunanlar arasında örneğin Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden bir okurumuz olsaydı, ona sorabilirdik. Biz bu 0,1s’lik süreyi yeterli sayarak devam edelim.

İlkfer beyin “çok ince / kılcal boru”larını bir petek haline getirdiğimizde bunu örneğin plastikten baskı, hattâ daha ucuz, ektrüzyon yöntemiyle (tüpten diş macunu çıkar gibi) elde edebiliriz. Diş macunlarının bir kısmı şerit halinde renkli çıkar ya? onun sağlandığı gibi, biz de kılcal borularımızın içini iki farklı metal ile kaplayarak üretebiliriz. İşte burada iyonize gümüş mü kullanacağız, yoksa bir şerit çinko bir şerit gümüş mü olacak, ya da içi tümden bakır mı kaplanacak bunun hangisi en etkili oluyor, deneyerek görmek gerek. O zaman BÜ Yaşam Bilimleri’nden Cengizhan Öztürk hocanın kapısını çalmak gerek.

İki öneri daha

Öğretmen Recep bey, elektrikli sinek öldürücülerden yola çıkarak, virüsü de yakarak yok edecek bir sistem önermiş. Aslında gümüş ve çinkonun oluşturduğu doğal elektrik alanı yaklaşık bunu yapıyor. Ama, ben ekleyeyim, maskenin bu kılcal boruları içerisine bir de UV-C ışını vermek mümkün. Bu ışın, bakterilerin DNA’sını, virüslerin de RNA’sını bozuyor. Her ikisi de etkisizleştirilmiş oluyor. Elbette, işin içine bir ışın kaynağı girince, bunun enerjisi için pil ihtiyacı da doğuyor. Burada da öğretmen Recep beyin önerisinin tamamlayıcı yanı yardıma koşuyor. Bu pilin şarjı için de, “pilli saatler”den önce kullandığımız el kol hareketlerinden enerji hasat ederek kendi kendini kuran saatleri örnek gösteriyor.

Dr. Bülent beyin koruyucu olarak önerdiği bakır, keşfedilmesinden bu yana sağlık açısından kullanılır. 30-40 sene önce bakır bilezikler romatizma ağrılarına karşı çok yaygın olarak kullanılırdı. Gene Serdar Kıykıoğlu’nun belirttiğine göre, bir kısım metaller eğer bir statik elektrik kaynağına bağlanabilirse taşıdıkları elektrik yükü ile virüs ve bakteri gibi mikropları ya da alerji yapan parçacıkları çekebilir veya itebilirler.

Virüsü çeken plakalar

Serdar bey, toplu taşıma araçlarında, tavana kimsenin ulaşamayacağı yere bir metal plaka koymayı, araçta üzerine bastığınız yer ile bu levha arasına bır doğru akım kaynağı uygulayarak virüsleri plaka üzerine toplamayı düşünmüştü. Bakırın da benzer bir etkisi olabilir. Ki, Dr. Bülent beyin gönderdiği internet bağlantılarında buna ilişkin bir dizi bilgi bulunuyor. Bir dostum, metal dökümcü, Türkiye’nin ilk hassas döküm atölyesini kuran kişi, ABD’ye som bakırdan banyo küveti ihraç ederdi. O küvette banyo yapmak, sağlığı artırıyormuş. Her ne kadar bakır etkisinin kanıtlanmadığını bizzat Dr. Bülent bey belirtse de, bu konu irdelenmeye değer.

Gene, metallerin sağlık üzerine etkisi konusunda havacılık mühendisi Selçuk bey nano düzeyde çinko oksit içeren kumaşların hastahanelerdeki çeşitli bakteriyel yayılımları engellemekte kullanıldığı üzerine Avrupa Birliği’nin Horizon 2020 destekleri ile yürüttüğü çalışmayı göndermiş. Çinko oksit, (Türkçeye girmiş olan adıyla oksit-dö-zenk) bebeklerde pişik olmasın diye -bana da kullanıldığına göre en az 70 senedir- krem olarak kullanılan bir bakteri önleyici. Bunun virüsü etkisizleştirdiğine ilişkin bir bilgi yok. Tıpkı bakır gibi bunu da irdelemek yararlı.

Eğer virüse karşı bir koruma sağlıyorsa iki madde de, Gaziantep’te üretilen dokumasız (keçe) filtre kumaşı Madaline mikro-fiber içerisinde kullanılabilir.

Sonuç

Siz değerli okurların katkılarını, iki yazı halinde kaynaştırdım. Buradan bir, “maske dışı koruyucu önlemler” yazısı çıktı, bir de bu, “maske tasarımı” ile ilgili yazı.

Ortak akıl ile bana göre çok çok iyi bir tasarım yaptık. Bu tasarımın onda biri kadar etkili olmayan bir sürü maske dünyada çeşitli ülkelerde üretiliyor ve kapış kapış gidiyor. Biz, Necdet beyin “ortak akıl için binlerce, on binlerce insanı bir araya toplamak gerek” düşüncesine rağmen, iki elin parmakları kadar okur, “bir Türk bin yabancıya bedeldir” deyişine sığınarak elimizden geleni yaptık.

Bu elde ettiğimiz tasarımın fikri mülkiyeti, yayınlandığı için kamu malı olmuş oluyor. İsteyen, bunu üretebilir. Ama HBT ve okurlarına bir atıfta bulunursa etik bir davranışta bulunmuş olur.

Son olarak; hukukçu, patent vekili Alp beyin bir maske tasarımı var, bizim ortak akıl çalışmamızı aşıyor, ayrı tuttum. Çünkü bitmiş bir tasarım. Bunun faydalı modeli için başvurusunu da yaptı. Hem kendisini, hem tasarımını tanıtıcı bir söyleşi-haber, haftaya derginizde yer alacak.

Ali Akurgal / ali@akurgal.com

Teknik destek: Serdar Kıykıoğlu

Bu yazı HBT'nin 240. sayısında yayınlanmıştır.

Ali Akurgal