Teori, pratik ve mühendislik eğitimi

Erdal Musoğlu Y
Teori, pratik ve mühendislik eğitimi

Teori, her şeyi bilmek ama hiçbir şeyi çalıştıramamaktır.
Pratik, her şeyi çalıştırabilmek ama nasıl çalıştığını anlamamaktır.
Bizde teori ile pratik bir araya gelmiştir; hiçbir şey çalışmamakta, kimse de neden çalışmadığını anlamamaktadır!...

Yukarıdaki esprili cümledeki tanımlar abartılı da olsa gerçeklerden çok uzak değiller. Bu yazıda, mühendislik ve teknoloji dünyasında teori ile pratiğin zıtlığından çok tamamlayıcılığı olduğunu, eğitimim ve meslek yaşamımdan örneklerle inceleyeceğiz.

Elektrik ve elektroniğe olan ilgim oldukça erken başladı, daha orta öğrenimimin başında radyo alıcıları yapmaya başladım, ardından ses sistemleri, radyo vericileri, elektronik ölçü aletleri yapımı derken İTÜ‘de elektronik mühendisliği öğrenimime başladığımda ciddi düzeyde pratiğim oluşmuştu. İşte bu pratik birikimimin yüksek öğrenimim sırasında bana birçok yararı ama bazen de zararı oldu.


Öğrenim öncesi ve sırasında pratik sahibi olmanın yararları

1. Öğrenim dalımın pratik uygulamalarını daha önceden yapmış olmak her şeyden önce öğrenme motivasyonumu çok arttırıyordu. Zira, yazının girişindeki cümledeki gibi, hemen her elektronik cihazı çalıştırabiliyor ama nasıl çalıştığını yeterince anlamıyordum. Dolayısıyla gereksinimlerimi, ne öğrenmek istediğimi biliyordum. Öte yandan, teorisi eksik olan pratik ancak deneme yanılma yöntemi ile yani çok verimsiz biçimde ilerliyor, birçok soru da yanıtsız kalıyordu. Üniversitedeki dersler benim için o yanıtların anahtarları idi.

Teorinin, karşılaştığım pratik sorunları çözmesine bir örnek: Gerek doğada ve canlılarda, gerek mühendislikte çok önemli bir kavram ‘Negatif Geri Besleme’ (Negative Feedback) dir. Negatif geri besleme, özetle, bir sistemin çıkışından alınan bilginin, uygun bir biçimde aynı sistemin girişine verilerek, çıkışın sabitlenmesi ya da düzenlenmesine yarar.

Bir ütünün sıcaklığı arttığında termostatının açılıp onu ısıtan elektrik akımını kesmesi, bir süre sonra sıcaklık düştüğünde de kapanıp akımı yeniden geçirerek ütünün ısınmasını sağlaması gibi.

Biz insanlarda (ve tüm canlılarda) da binlerce negatif geri besleme çevrimi, tüm yaşam parametrelerimizi (vücut sıcaklığı, kan basıncı, kan şekeri gibi..), vücudumuzun dengesini ve hareketlerini düzenleyerek hayatta kalmamızı sağlar. Bizlere son derece doğal gelen tüm vücut hareketlerimiz bu mekanizma ile düzenlenir ve örneğin Parkinson hastalığında hareket kontrol sistemimizin kararlılığı (stabilitesi) bozularak istemsiz titremelere yol açar.

Bendeniz de, yaptığım radyo ve güçlendiricilerde (amplifikatörlerde) sesin daha berrak çıkması için negatif geri besleme devreleri kullanıyor ama teoriyi, çalışma ilkelerini, yeterince bilmediğimden bazen oparlörden müzik yerine ıslık sesleri çıkıyor, deneme yanılma yoluyla düzeltinceye kadar bir hal oluyordum! Elektronik mühendisliği öğrenimimdeki derslerim ve laboratuar çalışmalarım sayesinde otomasyon sistemlerinin ve otomatik kontrol müjendisliğinin temeli olan negatif geri beslemenin teorisini öğrenip sorunlarımı da sistemli bir biçimde çözebildim.

“Ne işe yarayacak?”

2. ‘Peki ama bu ne işe yarayacak?’ sendromu! İlk öğrenimimizden başlayarak özellikle matematik gibi soyut konuları işleyen dersler için hep yapılan bu yorum gerçek bir sorun. Dersi anlayamayan, kafasında bir yere oturtamayan öğrencinin özgüveninin ve öğrenme motivasyonun azalmasının ana nedenlerinden biri. Halbuki, özellikle matematik, sistemli düşünmenin ve sorun çözmenin en önemli aracı. Okullarda matematik ile fiziksel dünyamız ve günlük yaşamımız arasında bağlantı kurmak, derslerdeki örnekleri ve uygulamaları ona göre seçmek ve bunlara gereken zamanı ayırmak çok önemli ve gerekli.

Yine kendimden bir örnek vereyim: Mesleğim dışındaki en önemli uğraşım amatör (keyif amaçlı) teknecilik ve yelkencilik. Gerek denizlerde seyir yapmak, gerekse rüzgarı en iyi kullanacak şekilde yelkenlere kumanda etmek matematik ve trigonometri için mükemmel uygulama alanları oluşturuyor. Matematik bilen bu işleri çabucak öğreniyor ve doğru yapıyor. Tabii tüm bunları ‘pratikten’ de öğrenmek mümkün, ama neyi neden yaptığınızı pek de bilmeden...

Ayrıca ülkemizde bilim kültürü ve metodu pek yaygın olmadığından, birçok alanda olduğu gibi, denizcilikte de, ‘Bunu niye böyle yapıyorsunuz?’ diye sorduğunuzda, sıkça ‘Şu kişi öyle yapıyor da ondan, o bilir bunları!’ cevabını alabiliyorsunuz. Böylece yanlışlar yaygınlaşarak sürüp gidiyor... Bilimsel metodda ise, bir olgu, örneğin Einstein öyle söyledi diye doğru değildir. Ancak matematiksel ve deneysel olarak kanıtlanıyorsa doğrudur. Bizlerin üniversite eğitimimizin en büyük katkılarından biri de bilimsel düşüncenin bu ana ilkesini içselleştirmemizi sağlamak olmuştur.

Bütünlüğü anlamak

3. Mesleğimin pratik uygulamalarını daha önceden yapmış olmamın diğer yararına gelince, üniversite yıllarımdaki bazı derslerin soyut ve teorik konuları benim için hiç de öyle değildi. Pratiğim, onlar ile fiziksel dünya arasında hemen bir köprü kurmamı sağlayarak ders konularını anlamamı kolaylaştırıyordu. Yine pratiğim ve yaptığım uygulamalar sayesinde değişik derslerin konuları arasında daha kolay bağlantılar kurarak onları bir bütünlük içerisinde algılayabiliyordum.

Ayrıca, sınavlarda çözmemiz gereken problemlerin çoğu, teorinin pratik uygulamalarına dönük olduğundan, sonuçların hangi fiziksel aralıklar içinde olması gerektiğini biliyordum. Bu da hatalı sonuçları kolayca farketmemi ve düzeltmemi sağlıyordu.

Teori ile pratiğin birleşmesinin önemini bu kadar vurguladıktan sonra yazımızı bu konuda yaşadığım ve pratiğin önemini vurgulayan bir başka deneyim ile bitirelim: TV tamirciliği

1970’li yıllarda Belçika’da Brüksel Üniversitesinde doktora öğrencisiyim ama mali nedenlerle akşamları TV tamirciği yapıyorum. Renkli televizyon alıcıları daha yeni yaygınlaşıyor ve oldukça sık arıza yapıyorlar, biz tamir teknisyenlerinin ücretleri ise onardığımız tv başına veriliyor. Ben bir televizyonu ortalama yarım saat, 45 dakikada onarırken, diğer teknisyenler hem sohbet ediyor hem de on, onbeş dakikada onarımı tamamlıyor ve benim iki üç katım ücret alıyorlar!

Sonunda bir Belçikalı teknisyen dayanamadı ve bana işin püf noktasını söyledi: Sen, elde ölçü aletleri, devre şemaları, gayet bilimsel şekilde çalışıyorsun, biz ise hangi marka tv’nin hangi modeli en çok hangi arızayı yapar biliyoruz ve ilk iş olarak, hiç bir şey ölçüp biçmeden o arızaya neden olan parçayı değiştiriyoruz. Yüzde doksan da haklı çıkıyoruz. Merak etme, yakında sen de o pratiğe sahip olur ve kazancını artırırsın...

Pratik sahibi olmanın mühendislik eğitimimde yol açtığı bazı sorunları ve birçok ilginç, öğretici mesleki deneyimimi gelecek yazımda aktarmak üzere.

Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 174. sayısında yayınlanmıştır.

Erdal Musoğlu