COVID-19’da mutasyon korkusu

Mustafa Çetiner
COVID-19’da mutasyon korkusu

Sanırım artık bilmeyen kalmadı, belki biraz gecikmiş bir yazı bu ama konu çok önemli olunca bir de benden dinleyin istedim.

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İngiltere’nin güney doğusunda izlenen vaka artışlarının yeni koronavirüs varyantından kaynaklandığını açıkladı ve bu açıklama bomba gibi gündeme düştü. Boris Johnson yeni türün %70 oranında daha bulaşıcı olduğunu ve R0 değerini 0.4 artırabileceğini açıkladı.

Bu önemli bir nokta çünkü R değeri (virüs bulaştırma katsayısı / bir kişinin virüsü bulaştıracağı kişi sayısı) bu varyant ile gerçekten artarsa toplum bağışıklığı için daha çok kişiyi aşılamamız gerekecek. SARS-COV-2 için R0 değeri 3 olarak kabul edilip kitle bağışıklığı için %60-70 kişinin aşılanması ya da bağışık olması gerektiği söyleniyor.


Eğer varyant ile R değeri artarsa Dr. Anthony Fauci’nin de belirttiği gibi toplumun belki de %75-85’ini aşılamamız ve daha hızlı aşılamamız gerekecek. Dolayısıyla mutasyonlar COVID-19 pandemisinde bu günlerde en çok konuşulan konu haline geldi.

Yeni koronavirüs varyantının adı B1.1.7 olarak belirlendi ve tüm dünyada, Türkiye, ABD ve Çin dahil 40’a yakın ülkede saptandı. Birleşik Krallık Covid-19 Genomics UK Konsorsiyumu (COG-UK) üyeleri, virüsün genetik yapısında meydana gelen ‘23 mutasyonu’ tespit ettiklerini söyledi. Yani bu varyant 23 farklı mutasyon taşıyor. Bu mutasyonların bazıları yeni değil, daha önceden de bulunmuş ve bazılarının laboratuvar deneylerinde hücrelere ve farelere daha kolay bulaşabildiği tespit edilmişti.

Örneğin en çok dikkat çeken N501Y mutasyonunda, virüsün spike (başak, mızrak) proteininin yani anahtarının insan hücrelerinde virüsün giriş kapısı olan ACE-2 reseptörüne çok daha iyi bağlanabildiği gösterilmişti. Ayrıca mutasyonların artmış viral yük ile ilişkili olduğu ve bu durumun da bulaşıcılığı arttırdığı söyleniyor. Yani enfekte kişide hücreye giriş kolaylaşınca virüsün çoğalması da kolaylaşıyor ve viral yük hızla artıyor.

Tabii ki en büyük korkumuz aşıların mutasyondan olumsuz etkilenebilecek olması. Böyle bir ihtimal söz konusu tabii ki. Risk yok diyemeyiz.

Çoğu geliştirilen aşılar özellikle de mRNA aşılarının temelinde bağışıklık sistemimizin virüsün anahtar proteini olan başak proteinlerini tanıması ve gelecekte virüs bulaşmaya çalıştığında bu proteinlere saldırması için eğitilmesi var.

İngiltere’de yeni saptanan B1.1.7 varyantında tespit edilen 23 mutasyonun 8 tanesi spike (başak) protein ilişkili mutasyonlar ve tabii ki spike ya da başak proteinlerinin şekli bu mutasyonlar yoluyla değişirse bunun az da olsa aşılar üzerinde etkisi olabilir.

Ancak belirtmek gerekir ki, özellikle inaktif aşılarda, virüsün birden fazla farklı bölgeye karşı antikor yanıtı gelişiyor o yüzden sadece bir mutasyonun aşıları tamamen etkisiz kılması mümkün gözükmüyor.

Şu anda İngiltere’de tespit edilen bu mutasyon grubunun (varyantın) aşıların koruyuculuğunu azalttığına dair gösterilmiş bir çalışma ve yeterli kanıt bulunmuyor. Aşıları tamamen etkisiz hale getireceği de düşünülmüyor.

Öte yandan mRNA aşı teknolojisi büyük avantaj yaratıyor. Virüsün dirençli bir hale gelecek şekilde mutasyona uğraması halinde, aşılarda küçük değişiklikler yapılarak yeniden etkili hale gelmeleri ve kısa sürede mutasyona uygun aşının geliştirilebileceği ifade ediliyor. Üstelik bu tür modifikasyonlar için tıpkı grip aşılarında olduğu gibi Faz çalışmaları da gerekmiyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde BioNTech şirketinin CEO’su Dr. Uğur Şahin de mutasyon halinde yeni aşının 6 hafta içinde üretilebileceğini açıklamıştı.

Şu anda B1.1.7 varyantının hastalığın şiddetini arttırdığına, ağır seyretmesine yol açtığına, ölüm oranlarını arttırdığına dair yeterli veri ve kanıt henüz elimizde yok ancak bilim insanları böyle bir riskin olabileceğine işaret ediyor. Biliyorsunuz mutasyon varlığı ve bulaşıcılıkta artış, ilk olarak epidemiyolojik gözlem, veri ve modellemeler ile belirlenmişti. Şu anda da bunun kesin doğrulanması için yeterli çalışma verileri ve laboratuvar çalışmaları bekleniyor.

Ancak virüs mutasyona uğrasa ve bulaşıcılık artsa da aldığımız ve uyduğumuz önlemler (maske, fiziksel mesafe ve el hijyeni) ile mutasyonla baş edebiliriz.

Eğer biz fırsat vermezsek virüsün ne kadar bulaşıcı olduğunun da pratik önemi kalmaz.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 251. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.