Demir eksikliği anemisi

Mustafa Çetiner
Demir eksikliği anemisi

Roma İmparatorluğu’nun görkemli yıllarında, kansızlığı olan üreme çağındaki genç kadınlara içerisinde Roma imparatorluğunun gücünü simgeleyen bir kılıcın olduğu fıçılardan şarap içirilirmiş. Gerçekten de bu şaraptan içen hastaların önemli bir bölümünde günler içinde kansızlık düzelir, kadınların kansızlığa bağlı halsizlik gibi yakınmaları ortadan kaybolur, izlenen bu iyileşme Roma İmparatorluğu'nun kudretinin bir göstergesi sayılırmış.

Bu gün anlıyoruz ki, keramet gerçekten de şarabın içinde bekletilen kılıçtadır. Şarabın içine daldırılan kılıçtan şaraba geçen demir partikülleri sayesinde muhtemel üreme çağındaki bu kadınların demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlıkları düzelmekteydi.

Demir elementi yaşam için vazgeçilmezdir.


Dokulara oksijen taşıyan hemoglobinin yapısında demir vardır ve eksikliğinde hemoglobin değeri düşer.

Demirin eksikliği, en sık rastlanan kansızlık nedenidir.

Yeryüzünde iki milyar demir eksikliği olan insan yaşadığına inanılmaktadır. Söz konusu rakam dünya nüfusunun neredeyse 1/3’ü dür. Bu sıklık özellikle genç kadınlarda daha belirgindir ve bunun nedeni adet dönemlerinde kanamayla birlikte olan demir kaybıdır.  Doğurganlık çağındaki kadınlar dışında çocuklar, hamileler ve sosyoekonomik düzeyi düşük olanlarda da sıklık artmaktadır.

Demir eksikliğine bağlı kansızlık (demir eksikliği anemisi), yaşlı hastalarda kalp yetmezliği ve kalp krizinin oluşmasına zemin hazırlamak gibi sorunlar yaratır.

Kimi çalışmalar bağışıklık sisteminde baskılanma ve enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına da neden olduğunu göstermektedir ancak bu bilgi kesin değildir.

Deney hayvanlarında yapılan çalışmalar, demir eksikliğinden beyin ve motor fonksiyonların da olumsuz etkilendiğini ortaya koymaktadır.

Bu bulgular yanında halsizlik, çarpıntı, kulak çınlaması, baş ağrısı, solukluk, güçsüzlük gibi yaşam kalitesini ciddi anlamda bozan bulgulara çok sık rastlanır.

Yarattığı klinik rahatsızlıklar bir yana, diğer bir önemli nokta demir eksikliği anemisinin bir bulgu değil bir hastalık sanılması ve nedene yönelik bir araştırma yapılmamasıdır.

Bilinmelidir ki, demir eksikliği anemisi bir hastalık değil bir bulgudur ve nedene yönelik araştırma yapmak şarttır.

Kadın hastalarda kaybın en önemli nedeni yukarıda da belirtildiği üzere adet kanamaları ve doğumlara bağlı olan kayıplardır.

Az gelişmiş ve doğurganlığın yüksek olduğu ülkelerde kadınlarda görülen demir eksikliği anemisi sıklığı daha da yüksektir.

Ülkemizde hamile kadınların %75’e yakınında, emzikli kadınların %65’inde, doğurganlık çağındaki kadınların ise yarısında demir eksikliği olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

Türkiye’de doğurganlık 2012 verilerine göre kadın başına 2,08’dir. Bu oran Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde 4,19’dur.

Ülkemizde ilk evlenme yaşı ortalama 20’dir. 15-19 yaş grubu kadınların Doğu Anadolu’da %9,1’i, Batı Anadolu’da %7,1’i, İç Anadolu’da ise %7,5’i çocuk doğurmuş durumdadır.

Türkiye’de yapılan bir çalışma sonuçlarına göre gebeliğin son üç ayında eğitim verilmiş gebelerde kansızlık sıklığı %20’nin altındayken bu oran eğitimsiz gebelerde %50’ye yükselmektedir.

Bu veriler ülkemiz için demir eksikliği anemisinin kadınlar için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Kansızlık sadece annenin değil bebeğin de yaşamı için bir risktir. Düşük doğum ağırlığı, düşük Apgar skoru ve düşük plasental ağırlık, erken doğum, anne karnında ölüm gibi riskler kansızlık ile ilişkili olabilir.

Erkeklerde ve menopoz sonrası kadınlarda normal demir gereksinimi günde 1mg’dır.

Bu gereksinime ek olarak, normal adet gören kadınlarda günde 0,5 mg’lık bir ek gereksinim söz konusudur. İhtiyaç, çeşitli jinekolojik nedenlerle adet dönemi uzun ve aşırı kanamalı olan kadınlarda daha da artar.

Özetlemek gerekirse; sık, uzun ve aşırı adet gören, sık gebelik yaşayan ve gebelik boyunca demir tedavisi almayan kadınlarda demir eksikliği gelişmesi kaçınılmazdır.

Bu grupta olmayan menopoz sonrası kadınlar ve erkek hastalarda demir eksikliği anemisinin nedenine yönelik tetkik daha da büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu grup hastalarda kaybın kaynağı büyük olasılıkla mide barsak kanalından olan bir kanamadır. Bu kanama, basit bir lezyona bağlı olabileceği gibi mide barsak kanalı kaynaklı bir kansere de bağlı olabilir.

Pratikte yaşanan bir diğer önemli sorun ise demir tedavisi verilirken yapılan yanlışlardır.

Bilinmelidir ki, demir eksikliği anemisinin tedavisi uzun sürelidir ve hastaların ortalama 6 ay gibi bir süre tedavisi gereklidir. Demir preparatlarının etkin kullanımı için aç karna alınmaları kuraldır. Yemeklerle birlikte alınımın ilacın mide barsak kanalından emilimi olumsuz etkilediği bilinmektedir.

Ancak mide barsak kanalından emilim sorunu olanlar, ağızdan alınan demir ilaçlarını yan etkiler nedeniyle tolere edemeyenler, hızlı yanıt alınması gereken ve derin demir eksikliği anemisi olan hastalarda damar içine (intravenöz) verilen demir tedavileri çok etkilidir.

Dahası damardan uygulanan bu yeni ilaçlarda alerjik reaksiyon riski çok düşüktür.

Sık rastlanan sağlık sorunlarından olan demir eksikliği anemisine doğru yaklaşım ve tedavi kimi durumlarda daha sağlıklı bir yaşamın da anahtarı olabilir.

Mustafa Çetiner, dr.m.cetiner@gmail.com


Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen İç Hastalıkları ve Kan Hastalıkları uzmanı olarak VKV Amerikan Hastanesi Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesidir. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.