Hangi aşı?

Mustafa Çetiner
Hangi aşı?

Son günlerde ülkemizde aşılarla ilişkili sorulan iki önemli soru var; “Çin aşısı olalım mı?” veya “Hangi aşıyı olalım?”

Bu sorulara tek bir kelime ile yanıt vermek zor ama benim düşüncem, Türkiye’de aşı seçebilecek bir ortam olmayacak. Dolayısıyla hoşa gitmese de gerçek yaşamda “hangi aşı” sorusunun yanıtı “bulduğumuz aşı” olacak.

Türkiye’nin şu anda COVID-19 aşısında en önde kabul edilen AstraZeneca, Pfizer/BioNTech ve Moderna şirketlerinden kesinleşmiş bir siparişi henüz yok.


Sağlık Bakanımız Pfizer ile de Aralık’ta 1 milyon, ilerleyen süreçte 2􀀘 milyon doz aşı için görüşmelerin sürdüğünü açıkladı ancak Pfizer/BioNTech aşısını bulmak veya kullanmak kolay olmayacak. Bunun temel olarak iki nedeni bulunuyor. İlki şirketlerin bugüne kadar açıkladıkları aşı üretim kapasitelerinin çoğunun şimdiden satın alınmış olması. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 13'ünü oluşturan AB ülkeleri ve diğer beş zengin ülke aşıların yarısını satın almak için sözleşme imzaladı.

İkinci neden ise daha da önemli. Aşının -70 derecede saklanmak zorunda olması tüm dünyada ciddi bir lojistik probleme yol açıyor. ABD aşının ülke içinde dağıtımı sırasında ihtiyaç duyulacak soğuk zincir ağı için milyonlarca dolar harcamaya hazırlanıyor. American Airlines, ABD içinde kargo uçaklarını transfer için düzenlemeye çalışıyor, aşının muhafaza edileceği -70 derece ortamının sağlanamadığı eyaletlerde bu amaçla hararetli bir çalışma sürüyor. Aşının transfer zorluğunun detayına girmek gereksiz ama sadece bu zinciri kurmanın çok büyük maliyetler yaratacağı kesin. Hastanelerde aşıları 6 aya kadar koruyacak ultra soğuk dondurucuların her birinin maliyetinin 20.000 $ olduğunu düşünürsek, birçok ülke için bu yatırımın mümkün olmayacağını tahmin edebiliriz. Eczanelerde satılması için bir alt yapının kurulması da tam bir hayal. Pfizer ise bu sorunun çözülmesi için kuru buzlarla büyük konteynerlar üretmeye başladı.

Moderna aşısı Pfizer/BioNTech aşısı ile benzer mRNA teknolojisi kullanılarak üretildi ve avantajı -20 derecede muhafaza edilebilmesi gibi görünüyor. Ancak bu aşının da benzer lojistik sorunlar yaratabileceği belli. AstraZeneca/Oxford işbirliği, geçen hafta yaklaşık 2700 kişiye yanlışlıkla düşük doz aşı verildiğini açıklamış ve bu yüzden büyük tartışmalar başlamıştı. Eğer bu zorluk aşılırsa 2,5 dolar gibi düşük maliyeti ve soğuk zincir gerektirmemesi nedeniyle bu aşı ülkemiz için uygun olabilir.

Şu anda elimizde kesin siparişi verilmiş sadece Çin aşısı var gibi görünüyor.

Bu konuda önyargılı değilim ancak aşı ile ilişkili faz III sonuçlarının açıklanmamış olması elbette bazı kaygılara yol açıyor.

Eylül ayında Hacettepe Üniversitesi başta olmak üzere 25 merkezde toplam 13.000 kişilik Faz III çalışması başlamıştı. Geçtiğimiz günlerde de Türkiye’nin Çin’in Sinovac aşısından Aralık 2020’de 20 milyon, Ocak 2021’de ise 10 milyon doz alacağı, bu sayının Şubat 2021 sonuna kadar toplam 50 milyon aşıya ulaşacağı, 14 Aralık’ta sağlık çalışanları ile aşılama başlanacağı açıklandı.

Salgının bir ölçüde kontrolü için toplumun yaklaşık %60-70’inin aşılanması gerekiyor. Bu ülkemiz için en az 50 milyon kişi ve 100 milyon aşı dozu demek. Bu açıdan bakıldığında Şubat 2021 sonuna kadar 50 milyon doz aslında önemli bir sayı.

Aşının Faz I ve Faz II sonuçları Lancet dergisinde yayınlandı ancak hala Faz III erken sonuçları bilinmiyor. Faz I ve Faz II’de güvenilirlik sorununu düşündüren ciddi bir yan etki bildirilmedi. Araştırmacılara göre, Sinovac aşısı, yaklaşık 700 kişiyle yapılan denemelerde hızlı bir bağışıklık yanıtının oluşmasını sağladı. Eylül ayında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, aşının ilk iki faz testlerinde deneklerin yüzde 90’ından fazlasında antikor oluştuğu açıklandı ancak oluşan antikor düzeyinin yeterince koruyucu olup olmadığı net bilinmiyor. Makalelerin yazarlarından olan Dr. Zhu Fengcai, mevcut verilerin acil kullanım onayı için yeterli olduğunu iddia ediyor. Birçok bilim insanı ise bu iddiaların bilimsel olmadığı söyleyerek karşı çıkıyor.

Sinovac aşısı daha Temmuz ayındayken ordu mensupları, deniz aşırı seyahat eden işçiler ve öğrencilere uygulamıştı. Daha sonra da Suudi Arabistan’da onaylanarak uygulamaya girdi.

Ön yargılı olmamak gerekir ancak henüz Faz III çalışma sonuçlarının özellikle de etkinliğinin ve koruyuculuk oranlarının bilinmiyor olması elbette soru işaretlerine yol açıyor. Umuyorum yakın gelecekte ve ülkemizde uygulanmaya başlamadan önce Faz III sonuçlarını görme şansımız olur.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 246. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.