Mikroplastikler yeni baş belamız olabilirler

Tevfik Uyar Y
Mikroplastikler yeni baş belamız olabilirler

Adından da anlaşılacağı üzere, mikroplastikler küçük boyuttaki plastik parçalarına deniyor. Sınıflandırma üzerine mutabakata varılmamış olsa da şimdilik 'mikro' denmesi için koşul, boyutlarının 5 mm çapından küçük olması. Tehdit yaratma nedenleriyse, içtiğimiz sudan yediğimiz balıklara kadar hemen her şeyde giderek miktarlarının artması ve bunları tüketen canlıların beden ve dokularına nüfuz edebilmesi.

Hani doğaya atılan bir pet şişenin çok uzun bir zamanda bozunduğunu söyleriz ya? İşte bu bozunma sırasında mikroplastikler olarak doğaya karışabiliyor. Doğadaki serbest mikroplastikler özellikle otomobil lastiklerinden, tekstil ürünlerinden ve çöplerden kaynaklanıyor. Bu atıklar zamanla küçük parçalara ayrılıyor ve doğaya salınıyorlar. Her gün sekiz milyon ton plastik deniz ve okyanuslara atılıyor. Tahminlere göre bu böyle devam ederse, 2050 yılında okyanuslardaki plastik kütlesi, balık kütlesini geçecek. Sorun şu ki, epey küçük mikroplastikler su filtrelerinden geçebiliyor. Yani suyu arıtarak mikroplastiklerden kurtulamıyoruz.

Suyu arıtmayı başarsak bile, mikroplastiklerin deniz canlılarının dokularına yerleştiği yapılan araştırmalarla sabit... Hem su bitkileri hem de suda yaşayan hayvanların mikroplastiklerden azade olma şansı yok. Bunları tüketen biz de dahil diğer kara hayvanları da doğal olarak mikroplastikleri vücudumuza entegre ediyoruz. New York Eyalet Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bir araştırma, insanların da tükettiği 18 balık türünün mikroplastik kaynağı olduğunu ortaya koymuş durumda. Beslenme yoluyla vücudumuza geçen mikroplastik miktarının insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkileri net değil ve bilim insanları bu konudaki araştırmalarını sürdürüyorlar. Bildiğimiz şey şu: Kansere, cilt hastalıklarına, organ hasarlarına neden olan sentetik organik maddelerin çoğu okyanuslarda rahatlıkla tespit edilebiliyor... Şu an için miktarları sayesinde yırtıyoruz gibi görünüyor.

İlginç olan, mikroplastiklerin 50 yıldır hayatımızda olmasına rağmen miktarlarının bu kadar artmış olduğunun 2012 yılına dek keşfedilememiş olması. Aslında diş macunu ya da deterjan da dahil, gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız pek çok kozmetik ve temizlik ürününde özellikle mikroplastikler kullanılıyor. Plastiklerin doğada bozunurken gittikçe küçük parçalara ayrıldıkları da biliniyor. Ne var ki mikroplastiklerin bu kadar bol olduğu, 2012 yılında marketlerde satılan ürünlerde rastlanmasıyla gündeme gelmiş durumda. Aklınıza sadece denüz ürünleri gelmesin: Yakınlarda yapılan bir araştırmada sekiz ülkeden 17 tuz markasının 16'sında mikroplastik tespit edildi. Yiyecekler aracılığıyla tüm bir ekosisteme bulaşabildiğinden süt, bira ve -sıkı durun- polenlerde bile depolanabildiğinden piyasada satılan ballarda da mikroplastiklere rastlandı. Ghent Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, ortalama Avrupalı bir deniz ürünü tüketicisinin yılda 11.000 parça minik plastik tükettiğini ortaya koydu.

Yeri gelmişken ilginç bir bilgiyi de sunmak iyi olur: Okyanus akıntıları bu plastikleri belirli noktalara sürüklüyor. Bu nedenle dünyanın çeşitli yerlerinde "çöp yoğun bölgeler" oluşmuş durumda. Kuzey Pasifik Okyanusu'nun ortalarında 1985 yılında keşfedilen "Büyük Pasifik Çöp Adası" bunlardan birisi. En kirli bölgesinin büyüklüğü en az Türkiye'nin yüzölçümü kadar olan bölgenin toplam yüzölçümü 16 milyon kilometre kadar. Özelliğiyse her bir kilogram planktona karşılık, altı kilogram plastik barındırması!

Plastik kirliliğiyle ilgili artan kaygılar, hem plastik adaları hem de mikroplastiklerin temizlenmesine, plastik kirliliğiyle ilgili farkındalığın artmasına yönelik araştırma ve örgütlenme çalışmalarının hız kazanmasını sağladı. Ancak dünya nüfusunun ve endüstrinin plastiğe olan bağımlılığı da her geçen gün artıyor.

Böyle giderse gezegenimizdeki hemen her canlının dokularında yoğun miktarda mikroplastiğe rastlanabilir... Ve belki de uzun vadeli etkileri pek iç açıcı değildir.

Kaynaklar:

Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve Sosyologtur. Yüksek lisansında organizasyonel davranış ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmıştır. Aynı sahada doktora eğitimine devam eden Uyar, biri popüler bilim, diğerleri bilimkurgu türünde üç adet kitap kaleme almış, iki adet kitabın çevirisini yapmıştır.