‘Çürüyen bir şeyler var bilim dünyasında’

Öne Çıkanlar Toplum

Psikolog Stuart Ritchie (sağda), New Scientist dergisinin kendisi ile yaptığı söyleşide bilimde son yıllarda tanık olduğu çürümüşlüğü anlatıyor. Ritchie’ye göre bilimsel çalışmalar önyargılar, dikkatsizlik ve sahtecilik gibi kolaycılığa kaçan yaklaşımlar yüzünden güvenilirliğini yitiriyor.

İngiltere, King’s College London’dan psikolog Stuart Ritchie, bilimin kirli çamaşırlarını ortaya döktüğü Science Fictions isimli kitabında bilimsel araştırmalarda son yıllarda gözlemlediği yozlaşmayı New Scientist dergisinden Graham Lawton’a şöyle açıklıyor:

Graham Lawton: Kitabınızda bilim dünyasında bazı şeylerin çürümekte olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu çok ürkütücü kanaate nasıl sahip oldunuz?


Stuart Ritchie: Hepimiz bilime bir anlamda kutsallık atfederiz. Ancak dünyada pek çok insan bilimin nasıl yapıldığını bilmiyor. Bilimin nasıl yapılıyor olduğuna ilişkin bilgi sahibi olsalar, yazılan tüm makaleleri sorgulamaya başlarlardı.

GL: Siz çürümeye 4 ana nedenden gösteriyorsunuz.

SR: Bir kere sahtecilik var. İnsanlar makalelerinin yayımlanması için kasten sonuçları değiştiriyor veya kurguluyor. Bu nadir görülen bir durum, ama düşündüğünüz kadar da nadir değil. Bilim insanlarına ‘Hiç sahtecilik yaptınız mı’ diye sorarsanız çok azı evet der. Ancak bunların yaklaşık %14’ü “Meslektaşlarınızdan bazılarının sahteciliğe yeltendiğini düşünüyor musunuz’ sorusuna evet diyebilir.

İkinci neden önyargılar. Herkes dünyayı değiştirmek ister, dolayısıyla insanlar çok önemli buluşlar yapma hevesindedir. Bu eğilim insanları olmayan şeyleri görmeye sürükler. Dolayısıyla arzu ettikleri sonuçlara ulaşmak için istatistiksel analizlerde keyfi değişiklikler yapabilirler. Veya katılımcılardan bazılarını sonuçları bozduğu için çıkartıp, bazı sayıları değiştirebilirler. Ve ne yazık ki kendilerini de doğru bir şey yaptıklarına inandırırlar.

Üçüncüsü dikkatsizliktir. Örneğin bir tabloda özensizlikten kaynaklanan hatalı değerler yer alabilir.

Sonuncu kategori ise abartıdır. Bu yaklaşımda araştırmacı sonuçları yazarken önemsiz bir bulguyu abartarak öne çıkartır. Makaleler bazen öyle bir üslup ile yazılır ki sanki sonuçlar devrim yaratacaktır. Bizler her seferinde önemli buluşlar yapmak zorunda değiliz. Bilimsel makaleleri yazarken sanki medyanın altın madeni bulmuş gibi çalışmanın üzerine atlaması gerektiğini düşünürüz.

Eğer bu dört yaklaşımı bir araya getirirseniz çürük kokuları burnunuza kadar gelir.

GL: Çürüme bilim dünyasında kendine nasıl yer edindi?

SR: Yozlaşma, uygunsuz teşvikler yüzünden sisteme sızdı. Bilim insanlarının üzerinde yayın yapmak ve mali destek (grant) sağlamak için çok büyük bir baskı var. Bilim insanları gerçekleri keşfetmeye değil, çok sayıda yayın yapmaya özendiriliyor. Çok büyük miktarlarda grant sağlayanlar ve saygın bilim dergilerinden makaleleri yayınlananlar ödüllendiriliyor. Bilimi ileri taşıyan bunlar değil.

GL: Ancak kontrol ve denge mekanizması da devrede. Hakemli dergilerde bağımsız uzmanlar makaleler yayınlanmadan önce kontrolden geçiriyorlar.

SR: Bazı dergilerde bu işe yarıyor ama hiçbir zaman istenilen düzeyde değil. İnanın dünyanın en iyi dergilerinde hakem kontrolünden geçmiş çok kötü makaleler yer bulunabiliyor. Örneğin hakemler ham veriye ulaşamıyor. Bu çok yanlış. Analizin doğru olup olmadığını kontrol edenler nadiren analizlere kaynaklık eden ham verileri görebiliyorlar.

Hakemler de bazen acele etmeleri için sıkıştırılıyor. Bunların çoğu, zamanları kısıtlı olan bilim insanları. Dergiler, makalelerin çok kısa bir süre incelenmesini ve onaylanmasını talep ediyorlar. Ayrıca dergiler ilgi çeken, parlak araştırmaların seçilmesini tercih ediyorlar. Bir diğer sorun da rakip laboratuvarın çalışmalarının gözardı edilmesi.

GL: Bir diğer kontrol mekanizması da deneylerin tekrarlanabilir olması. Gördüğüm kadarı ile bu konuda da ters giden bir şeyler var.

SR: Araştırmacılara çalışmalarına başlamadan önce ilk şu tembihlenir: “Deneylerinizle ilgili yayınlarınızı herkesin deneyi tekrarlayabilmesini sağlayacak şekilde yazın.” Bunun için yayının yeterli bilgileri içermesi gerekir. Ancak pek çok deney tekrarlandığı zaman farklı sonuçlar verir. Neden? Çünkü araştırmacılar yeterince açık ve şeffaf değil. Genellikle deneyle ilgili ayrıntıları vermekten kaçınırlar.

GL: Sizce yayınlanmış deneylerin kaçta kaçı tekrarlanabilir nitelikte?

SR: Benim kendi branşım olan psikolojide 2011 yılından bu yana tekrarlama her zaman sorun yaratmıştır. Yaklaşık çalışmaların %50’si ne yazık ki tekrarlanamaz. Bence diğer alanlarda bu sorun daha düşük oranlarda.

Ayrıca bir deneyi tekrarlama girişimleri hiçbir zaman teşvik görmüyor. Dergiler ve üniversiteler eskiden yapılmış bir deneyin tekrarlanmasına sıcak bakmıyor.

GL: COVID-19 vakası bilimde ters giden noktaları daha net bir şekilde ortaya döktü mü?

SR: Size daha önce bahsettiğim 4 neden COVID ile birlikte daha da belirginleşti. Sahtecilik suçlamaları, dergilerden yazıları çekmeler, istatistiksel analizleri çarpıtma, verileri paylaşmamak, özensizlik. Abartı ise füze gibi uzaya fırlamış durumda.

Bu özel dönemde bir diğer tehlike de bilimi aceleye getirtmek. COVID-19 ile ilgili yayınlar büyük artış var. Görüyorum k, çoğunun yararı yok. İnanılacak gibi değil. Ayrıca vergi ödeyenlerin paralarının büyük bir kısmı yararsız bilime gidiyor. Bütün bunlar gelecekte gerçeklere ulaşmamızı da engelleyebilir, zira resim giderek bulanıklaşıyor.

GL: Şu anda tehlikede olan nedir? Eğer bilim bütün bu sorunları görmezden gelir ve yoluna devam ederse ne olur?

SR: Şu anda insanlar bilime çok büyük güven besliyor ve bu bir dereceye kadar - politika ile karşılaştırırsanız - haklılık da içeriyor. Ancak gerçekleri yansıtmayan yayınlar devam ederse bilime duyulan güven de kaçınılmaz olarak sarsılacaktır.

Biz bunu beslenme biliminde zaten görüyoruz. Anladığım kadarı ile kimse bu bilim dalının ortaya attığı varsayımları ciddiye almıyor. Bu yaklaşım diğer bilim dallarına da sıçrayabilir.

GL: Bu düşüncelerinizle bilim karşıtı görüşlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyor musunuz?

SR: Doğru. Özellikle iklim değişikliği, aşılar ve evrim gibi konularda bilime karşı eden rüzgârların farkındayım. İstediğim son şey iklim değişikliğini inkâr edenlerle, yaratılışçıların eline koz vermek.

Ben bilimin yapılış şeklini eleştiriyorum. Her zaman bilimin dünyanın nasıl işlediğini keşfetmemizi sağlayan en mükemmel yol olduğuna inandım. İşte bu yüzden bilimsel çalışmaları eleştirmeliyiz ki daha doğru yapılsın.

GL: Bilimi nasıl onarabiliriz?

SR: Geniş kapsamlı bir yanıt isterseniz, bilim insanlarının araştırmalarında daha açık ve şeffaf olmaları gerekir. Ancak tek yanıt bu olmamalı. Üniversiteler araştırmacıları işe alırken, yalnızca kaç yayın yaptıklarına, ne kadar atıf aldıklarına bakmamalı. Şu farklı bir bilim insanı tipi ödüllendirilmeli: Dünyaya veri katkısı yapan, tekrarlanabilir projelerin bir parçası olan, diğer bilim insanlarının araştırmalarını daha verimli yürütebilmeleri için yeni araçlar yaratabilen. Özetle iyi bir bilim vatandaşı olan...

GL: Yazdığınız kitap, insan hatalarının ve zayıflıklarının bir dökümünü ortaya çıkartmakla birlikte oldukça iyimser.

SR: Şaşırtıcı olan, bu sorunlara karşın bilimin gelişme kaydediyor olması. Bir de düşünün ki daha iyi bir sistem ile nerelere ilerleyebilirdik. Ama daha iyisini yapabiliriz. Sistemin çalışma şeklini değiştirmemiz gerekiyor. Bilim insanları daha açık ve sıkıcı olmalı.

Bilim insanı sıkıcı olmalı, çünkü bilimin sürekli olarak heyecan verici bir uğraş görüntüsü vermesi bence çok saçma. Bilim sonsuza kadar heyecan vermek ve ışıltılar saçmak zorunda değil. Dönüştürücü keşifler ve var. Ve biz bunları yüreklendirmeliyiz. Genel olarak bilim küçük adımların oluşturduğu dev adımlardır, küçük ölçeklidir ve entelektüel bir tevazu ister.

Reyhan Oksay

Kaynak: https://www.newscientist.com/article/mg24732961-100-stuart-ritchie-interview-a-deep-rot-is-turning-science-into-fiction/