Bir araştırma merkezinin çöp torbalarına doldurulma hikayesi

Lale Akarun Y
Bir araştırma merkezinin çöp torbalarına doldurulma hikayesi

30 yıldır akademisyen olarak çalışıyorum. İlk seneler yokluklarla geçtikten sonra, 2000’li yıllarda araştırma ortamı canlanmaya başladı. 2002 yılında Tübitak bir atılım yaptı: Verilen projelerin usulleri serbestleştirildi, araştırma projesi bütçeleri yaklaşık yüz bin dolar gibi bir rakama çıkarıldı.

O sıralar Türkiye 6. çerçeve programına girdi, milyon dolarlık Avrupa projelerine katıldık. Bu dönemde başarılı projeler yaptık: Laboratuvarlar kurduk ve daha büyük projelere katılım için güç birliği yapıp, büyük bir merkez kurmaya karar verdik. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden 26 öğretim üyesi, Teleiletişim ve Enformatik Alanlarında Araştırmacı ve Akademisyen Yetiştirme Projesi (TAM) ile Devlet Planla- ma Projesi'ne başvurduk.

Projemiz 2007 yılında kabul edildi. Projeyle Kandilli kampüsünde 3000 metrekarelik, içinde konferans merkezi, laboratuvarları, doktora öğrencilerinin ve araştırmacıların oturacağı ofisleri olan bir bina yapıldı. Bina, 2009 yılında açıldı ve 2013 yılında projenin kurumsallaştırılması için kurulan TETAM adlı merkeze tahsis edildi.


Merkezin laboratuvarları, akademisyenlerin ortak araştırma projelerinden donatıldı: AB projeleri, Tübitak projeleri, endüstri ile ortak projeler. En üst kattaki laboratuvarlardan birisi, kablosuz ağlar ve uydu iletişimi araştırma laboratuvarıydı: Geliştirilen hassas donanımların testleri için laboratuvar, Faraday kafesi ile yalıtılmıştı. Yanındaki laboratuvar akıllı ortam laboratuvarıydı.

2009 yılında yeni AB proje çağrılarının duyurulduğu bir toplantıda, yaşlıların hayatını kolaylaştıracak teknolojiler çağrısı yapıldı: Akıllı evler, giyilebilir cihazlar, uzaktan erişimli sağlık hizmetleri bu teknolojiler arasındaydı. Biz bu konuları odağımıza aldık ve bu konuda pek çok çalışma yaptık.

Bu konunun benim ilgi alanımda olmasının özel bir nedeni de vardı. 2005 yılından beri, yaşlı annem ve babamla birlikte yaşıyordum ve nelere ihtiyaçları olduğunu iyi biliyordum. Örneğin babam bir gece yarısı düşüp femur kemiğini kırmış, bize sesini duyuramamıştı. Bunun üzerine giyilebilir cihazlar, cep telefonları ile düşme sezimi üzerine çalışmaya başladık.

Akıllı ortam adını verdiğimiz laboratuvar, bir ev gibi döşenmişti. Koltukların ayaklarında, zemindeki halının altında, duvarlarda, tavanda sensörler vardı. Akıllı evde oturanların nerede olduklarını, aktivitelerini, düşme, çok uzun süre hareketsiz durma gibi beklenmedik durumları sezebiliyorduk. Amaç yakınlarına, takip eden sağlık kuruluşlarına haber vermek, kötü durumları engellemek ya da gecikmeden müdahalede bulunmaktı. Projelerimiz üzerine pek çok doktora tezi tamamlandı, akademik yayınlar çıktı, gazetelere haber oldu ve bir kısmı ürünlere dönüştü.

Çatı katında, büyük bir özenle döşenmiş seminer salonları, konferans merkezi vardı. Her hafta doktora öğrencilerimiz burada tezlerinin son gelişmelerini anlatıyordu. TAM projesinden desteklenen 74 doktora öğrencisi mezun ettik, 10’dan fazla kişi de doktorasına devam ediyor. Konferans merkezinde 2017’den itibaren, Endüstri 4.0 Platformu adını verdiğimiz ortak bir Endüstri-Üniversite platformun toplantılarını yaptık; veri bilimi eğitimleri, proje geliştirme çalış- tayları düzenledik. Konferans merkezinin üç boğaz köprüsünün birden göründüğü bir terası vardı. Orada pek çok toplantıdan sonra, yapacağımız yeni projelerin hayallerini kurduk.

Geçtiğimiz ay içinde, Üniversite Yönetim Kurulu, bunlara gerek olmadığına karar verdi; akademisyen üyelere haber bile vermeden araştırma için tahsis edilmiş, araştırma projelerinden donatılmış bu iki katı bir idari hizmet birimine tahsis etti. Laboratuvarların ve araştırmacı ofislerinin hassas donanımlarını çöp torbalarına doldurup bir köşeye yığdılar.

Muhteşem manzarasıyla konferans merkezi bir daire başkanına makam odası olacak; laboratuvarlar da idari ofisler. Biz bu durumu kınayan bir bildiri kaleme aldık ama şimdi muhtemelen bunun için hakkımızda bir disiplin soruşturması daha açılır.

Araştırma üniversitesi mi dediniz? Neydi o...

Lale Akarun

*Bu yazı, HBT Dergi 400. sayıda yayınlanmıştır.

Lale Akarun