Aşılama başladı (1)

Mustafa Çetiner
Aşılama başladı (1)

Türkiye geçtiğimiz hafta salgında çok önemli bir dönemeci geçti ve aşılama başladı. Aşılar ilk olarak tüm dünyada olduğu gibi sağlık personelinde uygulanmaya başladı. Bu çok doğru bir karardı çünkü dünya nüfusunun %3’ünü oluşturan sağlık sektörü çalışanları, pandemide yaşamını yitirenlerin %10’undan fazlasını oluşturuyordu.

Aşılamanın başladığı gün boyunca telefonum hiç susmadı, sosyal medyada aşı fotoğrafı paylaşmak zorunda kaldım. Soranlara toptan bir “EVET” yanıtı vermek gerekiyordu. Hangi aşıyı oldun sorusu da çok soruldu; yanıtı basitti, “elimizde ne varsa o”. Her ne kadar koruma oranları ile ilişkili bildirilen etkinlik oranları farklı ve halen elimizde Faz3 ara değerlendirmenin yer aldığı bilimsel bir makale olmasa da aşıyı oldum.

İnanıyorum ki; en kötü COVID-19 aşısı, COVID 19’un kendisinden daha iyidir. Eleştiri hakkım saklıdır ancak doğrudan kamuoyu önünde aşıyı eleştirmek zaten bir sorun olan aşı kararsızlarının sayısını arttıracak endişesindeyim. Dahası bu aşı kararsızlığının aşının salgını çevirmede oynayabileceği rolü de azaltabilir diye düşünüyorum.


Herkesin şunu bilmesinde fayda var; tartışma aşının yan etkileri açısından değildir, tartışma etkinlik ile ilişkilidir. Türkiye’nin şu anda tek aşı seçeneğinin olması da tabii ki bir eleştiri konusudur.

Geçtiğimiz günlerde Sinovac aşısının etkinliğinin %50,4 bildirilmesinden sonra Brezilya’da Faz III çalışmayı yürüten Butantan Tıp Merkezinin Direktörü Ricardo Palacios, Brezilya’da koruyuculuk oranının %50 çıkmasında çalışmanın sağlık personelinde yapılmasının önemli olduğunu söyledi. Sağlık personeli risk grubu olduğundan sık PCR yaptırıyordu ve hafif ve asemptomatik olgular da böylece diğer çalışmalara göre daha kolay yakalanmıştı.

Palacios iki doz arasındaki sürenin kısa tutulmasının etkinlik oranını düşürmesinde bir diğer faktör olduğunu belirtti.

Sinovac firması, iki doz arasında 14 gün yerine 21 gün olduğunda koruyuculuğun %50’den %70’lere çıktığını açıkladı. Zaten iki doz arası sürenin kısa olmasının aşı etkinliğinin daha düşük olmasına yol açtığı söylenmişti. Ancak elimizdeki sadece Faz 1-2 sonuçlarına göre iki doz arası süreyi Türkiye’de 14 günden 28 güne çıkarmak yine de büyük tepkilere yol açtı.

Burada bence temel sorun Sinovac firmasının stratejisi ile ilişkili. Farklı ülkelerde açıklanan rakamlar, %91’den başlayıp azalarak %50’lere iniyorsa, elimizde halen bir makale yoksa etkinlik ile ilişkili kaygı duyulması doğal. Kaygıyı yaratan oranın düşüklüğünden çok Sinovac’ın tek ağızdan detaylı bir açıklama yapmaması.

Ben eminim ki, Sinovac, mRNA aşılarında olduğu gibi detaylı tek bir açıklama yapsaydı ve peşine hakemli bir dergide tüm ülkeler verisini içeren makaleyi yayınlasaydı, oranı %50 bile olsa bu kadar tartışılmazdı.

Kabul etmeliyiz ki, mRNA aşıları çıtayı çok yükseğe koydu, öyle olunca beklenti de yükseldi. Oysaki, aşı çalışmaları sürdüğü sırada FDA ve DSÖ %50 oranında koruyuculuğu olan bir aşıya onay için dünden razıydı.

Coronavac, inaktif aşı teknolojisi ile üretildi, bu teknoloji eski ve çok iyi bilinen bir teknoloji, ölü virüs aşısının yan etkilerinin ne olabileceği uzun yıllardan beri birçok başka inaktif virüs aşısı sayesinde iyi biliniyor. Lancet dergisinde yayınlanan Faz 1 ve Faz 2 verileri güvenlik ile ilişkili bir sorun bildirmedi. Erken dönem aşı yerinde ağrı, kızarıklık, halsizlik, eklem ve kas ağrısı, baş ağrısı ve hafif ateş görülebiliyor ve çoğunlukla bu yan etkiler 48 saat içinde geçiyor. Anafilaksi ve alerji riski mRNA aşılarına göre düşük.

Daha da önemlisi henüz yeterli veri birikmemiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir düzeye ulaşmamış olsa da ilk bulgular, aşılananlar hastalığa yakalansa bile hastalığı daha hafif geçirdiğini ve aşı grubunda hastalığı ağır geçiren kimsenin olmadığını gösteriyor.

Bu veri çok önemli, daha az insan ölecek, daha az hastane başvurusu olacak, sistem tıkanmayacak anlamına geliyor bu. Daha hızlı normalleşebiliriz anlamına geliyor. Elimizdeki tüm silahlarla ve tüm gücümüzle, hep beraber salgını sınırlandırmaya çalışmalıyız.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 253. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.