Bitkisel tedaviler, vitaminler dost mu, düşman mı? (1)

Mustafa Çetiner Y
Bitkisel tedaviler, vitaminler dost mu, düşman mı? (1)

Son yıllarda destek tedavileri veya geleneksel tıp ürünleri, ismine ne derseniz deyin, hızla artan bir biçimde klasik tıbbın karşısında bir tedavi seçeneği olarak yer almaya başladı.

Öyle ki destek ürünlerinin tüm ABD’de yıllık cirosu 37 milyar dolara ulaşıyor. Bu pazarın 2/3’ünü mineral ve vitamin satışları oluşturuyor.

Peki, bu ürünlerin satışlarında neden patlama yaşanıyor?


Bunun görünen iki nedeni var, insanlar genel olarak organik beslenmediklerini, hazırlanma teknikleri nedeniyle besin değeri kaybolan ürünlerin tüketilmesi sonucunda mineral ve vitamin eksikliği doğduğunu ve bu nedenle vitamin ve mineral takviyesine gerek duyulduğunu düşünüyorlar.

İkinci neden ise insanların her geçen gün daha da güven kaybına uğrayan klasik tıp tedavileri yerine insana daha uygun olduğunu düşündükleri doğal (!) tedavileri tercih ediyor olmaları. Ancak bu iki nedenin yanı sıra bir üçüncü neden daha var ki, bu neden saydığım ilk iki nedenden çok daha önemli.

1900’lü yılların sonlarından itibaren başta ABD olmak üzere bir çok batı ülkesi bu tür destek ürünlerini ilaç kategorisinden çıkarttı. Durum ülkemizde de aynıdır. Bu tür destek ürünleri onaylarını Sağlık Bakanlığından değil, Tarım Bakanlığından alıyorlar. Yani ilaçlar için uygulanan sıkı ve çok titiz kontrol aşamalarının hiç birinden geçmiyorlar.

Tüm dünyada bu nedenle destek ürünlerin reklamı yapılabiliyor, eczaneler dışında marketler ve aktar gibi dükkanlarda satılabiliyor, her türlü kontrolden kurtulabiliyorlar. Ürünlerin üzerinde yazanlar “kalp hastalıklarından korunmada yardımcı olabilir” gibi belirsiz ifadeler içeriyor. Ülkemizde bu ürünlerin üzerine filanca hastalığa iyi gelir gibi açık ifadeler yazmak serbest değil ama hastalığa yönlendirici ibareler kullanılabiliyor. Dahası satan zaten size ürünün hangi hastalık için olduğunu söylüyor. Kimi ürünler “zayıflamanıza yardımcı olabilir” gibi yönlendirici ibareler taşıyabiliyor.

Dolayısıyla reklamın da gücüyle herhangi bir hastalık için kimi destek ürünlerinin kullanılması gerekli algısı kolayca yaratılabiliyor, bu ürünlerin hiç bir yan etkilerinin olmadığının düşünülmesi satışları daha da arttırıyor.

Klasik tıp, çok büyük paralar harcayarak aslında kimi ürünlerin söylendiği gibi olmadığını ve reklamı yapılan ürünlerin bazılarının yararsız ve hatta zararlı olabileceğini bilimsel çalışmalar ile gösterene kadar uzun zaman geçiyor ve bu ürünlerin kontrolsüz satışı sürüyor.

Dahası da var, kimi ürünler bilimsel olarak kanıt olmadığı gösterilse bile kanıt varmış gibi satılmaya devam ediyor.

Bunun en iyi örneklerinden biri omega-3’dür.

Büyük çaplı meta-analizler ve çok sayıda bilimsel klinik çalışma, tamamen normal kişilerde omega-3’ün hiç bir yararı olmadığını göstermiş olsa da ürünlerin üzerinde hala normal kişiler de kastedilerek “sizi kalp hastalıklarından korur” ibaresi yer alabiliyor.

Diyelim ki, kimi ürünlerin yararlı etkileri klinik bilimsel çalışmalar ile gösterilmiş olsun. Sorunlar hala bitmiyor.Bu destek ürünlerinin bırakın farklı markalar arasında, aynı markanın farklı partileri arasında bile standart olmadığı, mineral ve vitamin içeriklerinin miligramlarının farklı olabildiği biliniyor.

Yani hiç bir zaman tek bir standartta ürün tüketemiyorsunuz. Benim evimin önündeki marketten aldığım aynı marka ürün ile sizin işyerinizin yanındaki aktardan aldığınız ürünün içinde mesela vitamin içeriği aynı olmayabiliyor.

European Journal of Preventive Cardiology isimli dergide 2017 yılında “red yeast rice” veya Türkçe çevirisiyle kırmızı pirinç hakkında bir makale yayınlandı. Kırmızı pirinç, geleneksel Çin tıbbından gelen ve kolesterolü düşüren bir besin. İçinde Monakolin K isimli bir etken madde var. Bu etken madde aslında piyasada satılan lipit düşürücü ilaçların bazılarının da etken maddesi. Sözünü etiğim çalışmada araştırmacılar, 28 farklı kırmızı pirinç ürününün tümünde Monakolin içeriğini farklı bulmuşlar.

Piyasada açıkça satılan kırmızı pirinci tüketerek aslında klasik tıpta kullanılan ve ilaç olan bir maddeyi gelişigüzel ve kontrolsüz biçimde kullanmış oluyorsunuz, hem de size hiç bir zararı olmayacağını düşünerek.

Aldığınız riski bir düşünün.

Bu konuda yazmaya haftaya devam edeceğim.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 144. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.