İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – II

Mustafa Çetiner Y
İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – II

Geçen hafta uluslararası bir ilaç şirketinin Londra merkezinde çalışan bir hekim arkadaşımın sektörün içinden biri olarak ilaç şirketlerine bakışını paylaştım. O yazıda arkadaşımın altını çizdiği ilk nokta ilaç firmalarının ticari kuruluşlar olduğuydu. Konunun sağlık gibi son derece hassas bir konu olması ilaç şirketlerinin önceliğinin “para” olduğu gerçeğini değiştiremiyor.

Arkadaşımın geçen hafta paylaştığım mektubunda aslında paranın öncelikli olmasının gelişmeyi hızlandırabileceği, kanser alanındaki baş döndürücü bilimsel gelişmelerin temelinde bu “kazanç” isteğinin yattığı söyleniyordu.

Ama bu vurgu temel çelişki ve kritik soruların önemini azaltmıyor.


Para getirmeyen hastalıkların tedavileri ve bu hastalıklara yakalanan hastalar ne olacak?

Bu durumda akademinin ve sağlık otoritelerinin duruşu ne olacak?

Başka sorular da var, karlı olan kanser alanında aynı kanser için ilaç geliştiren iki farklı firmanın ilaçlarının karşılaştırıldığı çalışmalara, firmalar daha az etkisiz olan piyasadan silinir ve biz ARGE için harcadığımız paraları çıkartamayız, ilacımızı satamayız diye izin vermiyorlar, bu konuda akademi duruşu ne olmalıdır.

Arkadaşımın şu sözleri aslında akademinin elinin kolunun ne kadar bağlanmış olduğunu da gösteriyor.

“Bir ilacın fikir aşamasından ilaç aşamasına geçişi on yıldan fazla, yine ancak onlarca molekülden biri ilaç olabiliyor ve yine birçok alanda etkinliği denenmesine rağmen ancak bir(kaç) alanda ilaç olarak gelişebiliyor. Bir ilacın gelişim maliyeti bugün 2 milyar doların üstünde”

Geçen hafta sorduğum soru çok kritik.

İlaç firmalarını bu haksız ve sadece kar amaçlı yaklaşımları yüzünden bu alandan çıkartırsak yerine ne koyacağız?

Umut verici gelişme şu; Son zamanlarda aynı hastalıkta kullanılan farklı ilaçların kafa kafaya çalışmaları eskiye göre yaygınlaştı, bunda akademinin ve hekimlerin baskısı ve farkındalığının büyük önemi var. Artık ilaç firmaları hem sağlık otoritelerinin hem kamuoyunun hem de hasta ve hasta derneklerinin etkisiyle daha objektif ve saydam olmak zorunda kalıyorlar.

Daha fazlası olabilir mi?

Arkadaşım diyor ki; “Üniversiteler, hastaneler, araştırma kuruluşları neden ilaç firmaları yerine ilaç firmalarının ilaçlarını kafa kafaya karşılaştıracak çalışmalar yapmıyor veya ilaç geliştirmiyorlar? Buna engel hiçbir durum yok. Her isteyen ilaçları piyasadan satın alabilir ve çalışma yapabilir. Bunun için ilaç sahibinden izin almanıza gerek yok.

Nedeni basit?

Maliyet!

Çünkü herhangi bir alandaki iki iyi ilacı kafa kafaya karşılaştırmak nereden bakarsan bak 100 - 200 milyon dolara mal olur. Bu parayı karşılayacak bir kuruluş bulmak zor.”

Sorunlar daha bitmedi.

Esas itici güç para dedik ya, para aslında başka zorluklar da yaratabiliyor. Örneğin bir A ilacı geliştirildi ve bu A ilacı X ve Y hastalıklarının her ikisinde de etkili görünüyor.

Diyelim ki X hastalığı toplumda çok sık, Y hastalığı da nadir görülsün.

İlaç şirketleri bu durumda kesinlikle ilacın etkinliğini X hastalığında test eder ve Sağlık Bakanlıkları, FDA, EMA gibi sağlık otoritelerinden X hastalığında tedavi endikasyonu almaya çalışırlar. Asla Y hastalığı için uğraşmazlar çünkü bu hastalıkta endikasyon almak, hastalık nadir görüldüğünden ve hasta sayısı az olduğundan “parasal açıdan karlı” değildir. Bu ilaç geliştirme işleri sosyal devletin, akademinin değil ilaç firmalarının eline terk edildiyse, kuralları da onların koymasına sessiz mi kalmalıyız?

Devam edeceğim...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 127. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.