İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – III

Mustafa Çetiner Y
İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – III

Uluslararası bir ilaç firmasında ülke dışında üst düzey bir konumda çalışan arkadaşımın bana yolladığı mektup üzerine yazdığım üçüncü yazı olacak bu. Arkadaşımın mektubunda değindiği ve benim de gözlemlediğim önemli bir nokta var.

Şöyle diyor arkadaşım;

“Toplumun, ilaç geliştirme maliyetleri ve ilaç firmaları ile ilgili bilgisi ya yok ya da oldukça sınırlı ve kulaktan dolma hurafeler...”


Ben buna şunu da ekleyebilirim;

İnsanlar, ilaç firmalarının ne yaptığını tam anlamıyorlar, sorunları anlayıp akıllıca çözümler üretmek yerine toptan bir inkar ediş, reddediş ve “nefret etme” hali daha yaygın.

Firmaların kanserin tedavisini biliyor olduğundan ve para kazanmak için insanlardan sakladıklarından tutun, onu silah sektörü ile aynı kefeye koyanlar, bizi zehirlediklerine inananlar bile var.

Benim YouTube kanalıma gelen yorumlarda da bunu görüyorum.

Cahillik en büyük sorun, bu konuda da...

Oysa temel bir gerçeği bilerek yorum yapmalıyız.

İlaç firmaları olmasa, bu kapitalist dünyada yaprak kıpırdamaz.

Çelişki şurada;

Devletler ve toplumlar bir yandan ilaç firmalarını suçluyor, bir yandan da onların hastalıkları tedavi edecek ilaçları geliştirmesini bekliyorlar. Üstelik bunu insanlık namına yapılması gereken bir şey olarak görüyorlar.

İlaç sektörünün önceliğinin insan sağlığı değil daha fazla para olduğunu düşünürsek bu düşünce hiç akıllıca değil.

İhtiyacımız olan bir tür “kazan-kazan” hali.

Arkadaşım mektubunda çok doğru bir saptama yapıyor.

“Her ne kadar toplumun ilaç firmalarından beklentileri -yukarda söylediğim gibi- gerçekdışı olsa da toplum bu beklentilerinden vazgeçmemelidir. Bu çelişki gibi gelse de aslında değil, çünkü bu pozitif beklenti ilaç firmalarını sadece kar odaklı yaklaşım yanında toplum temelli yaklaşımları düşünmeye de zorlar...”

Bence zurnanın zırt dediği yer de tam burası..!

Akademi, sağlık kuruluşları, sağlık otoriteleri, hasta hakları dernekleri, hastalar, hasta yakınları, toplumun tüm bireyleri bu firmaların para öncelikli olduklarını bildikleri halde toplum yararına taleplerinden asla vaz geçmemeli...

İlaç firmaları “kar” odaklı olsalar da, yukarıda saydığım unsurların kararlı tutumu, firmaların bu “para” beklentisini sınırlayacak, ehlileştirecek ve toplum ve sağlık yararını göz ardı etmelerine engel olacaktır.

Bu “insan hakları” ve “insanın eşitliği” idealinin imkansızlığını bilerek bu ideale en yakın noktayı zorlamakla aynı şeydir.

Arkadaşıma kulak vermeye devam edelim;

“İlaç, sonuçta bir toplum sağlığı konusudur, dolayısıyla politika belirleyenler ilaç konusuna toplum sağlığı temelli bakarlarsa yani kendilerini sadece üretilmiş olan ilaçların geri ödemesini nasıl kısıtlarız, daha ucuz ilaca nasıl yöneliriz noktasından (ki bunları mutlaka yapmalılar bunda sorun yok ) ilaç araştırma ve geliştirmeye nasıl destek veririz şeklinde de sorumluluk hissetseler sonuçta bu sorumluluk sadece ilaç firmalarına yüklenmez ve toplum ve devlet de kendi sorumluluğunu hatırlar... İlaç firmalarının tereddüt ettiği ya da karlı bulmadığı alanlara devletin akademiyi, vakıflar veya araştırma kuruluşlarını teşvikle yönlendirmelidir. Bu alanlarda araştırma yapmak isteyen firmalara maliyet paylaşımı ya da başka kolaylıklar sağlayarak onları dar (Niş) alanlara yönlenmeye teşvik etmelidir... ”Bunlara bir de ilaç patent sürelerinin kısaltılması, biyobenzer ve eşdeğer ilaç üretimlerinin teşvik edilmesi, çığır açıcı ilaçlar dışında ruhsat vermek konusunda çok seçici olunması da eklenmelidir.

Yazmaya devam edeceğim...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 129. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.