Sebebiyet ilişkisi akıl karıştırır!

Mustafa Çetiner
Sebebiyet ilişkisi akıl karıştırır!

Tıpta bilimsel metodolojinin doğru bilgiye ulaşmak konusundaki sorunlarını tartıştığım 25. makale olacak bu. Kimi arkadaşlarım bilime bu kadar mesafeli bir toplumda yaptığım eleştirilerin – aslında eleştiri değil hiç biri, bir çeşit sorgulamadır – ülkemizde bilim algısına zarar verebileceğini söylüyor.

Ben hiç de öyle düşünmüyorum, tam tersine açık yüreklilik ve yüksek sesle dile getirmemiz gerekiyor ki; “yıllardır hiç değişmeyen yanlışlara inanmaktansa, her gün değişen doğrulara inanmak daha doğrudur.”

Bilim yanılmaz değildir, hem de buz gibi yanılır, biz hekimlerin meslek hayatları bir yıl önce söylediklerimizi bir yıl sonra değiştirerek geçiyor. Bu kaçınılmazdır. Amacım daha az değişen doğrulara ulaşma sürecinde bilim dünyasının güncel tartışmalarına dikkat çekmek ve bilim toplumu olma yolundaki – umutsuz – çabamıza küçücük bir katkı sağlamak.


Geçtiğimiz günlerde kardiyolog, epidemiyolog ve biyoistatistikçi olan Dr. Christopher Labos’un çok hoşuma giden bir yazısını okudum.

Dr. Labos da yazısında tıpkı bir çok hekim gibi bilimsel makalelerinin doğruluğunu sorguluyor ve olası “yanılma” nedenlerini irdeliyor.

Sözünü ettiği temel noktalardan biri benim de hep aklıma takılan bir sorun, bilimdeki neden sonuç ilişkilerini doğru yorumlayabilmek.

Örnek olarak; doğru kabul edilen “A faktörü B faktörünün oluşumuna neden olabilir” önermesinin aslında tersi doğru olabilir mi? Yani gerçekte “B faktörü A faktörüne neden oluyor” olabilir mi?

Bazı çok açık ilişkilerde tersi denklemler kurmak zor, mesela “sigara akciğer kanserine neden olur” doğrudur, tersi bir ilişki kurup “akciğer kanseri sigara içirtir” diyemezsiniz. Bu ilişki çok açık bir ilişkidir ancak Labos’un çok haklı bir biçimde vurguladığı gibi tıpta kurulan her denklem bu kadar net ve anlaşılır olamayabiliyor. Bu zorluğa en önemli örneklerden biri şeker hastalığı ile pankreas kanseri arasında kurulan ilişki.

Konuya örnek olabilecek en çarpıcı makalelerden biri 1994 yılında New England Journal of Medicine dergisinde yayınlandı.

Bir İtalyan çalışma grubu tarafından yürütülen ve İtalya’dan 14 farklı merkezden 720 pankreas kanserli hastanın dahil edildiği bir çalışma bu. Çalışmaya alınan pankreas kanserli hastaların %22.8’inde şeker hastalığı saptanmış. Pankreas kanseri olmayan kontrol grubunda bu oran %8.3 bulunmuş. Anlaşıldığı üzere oran pankreas kanserli hastalar ile karşılaştırıldığında anlamlı biçimde düşük.

İlk bakışta şu sonuca varılabilir; “şeker hastalığı pankreas kanseri yapar.”

Ama biraz daha dikkatle bakıldığında aslında durum hiç de öyle değil. Şeker hastalığı olan pankreas kanserli hastalarda şeker hastalığı eski değil ve kanser tanısından ancak iki yıl önce konulmuş. Üç yıldan daha önce şeker hastalığı tanısı alan kanserli hastalar ile kontrol grubu karşılaştırıldığında aralarında fark bulunmamış.

Şöyle akıl yürütmek daha doğru;

“Kanser hücreleri pankreası işgal ediyor, sinsice insülin üreten hücreleri yok ediyor ve şeker hastalığının ortaya çıkmasını sağlıyor. Tanı imkanları pankreas kanserini o dönemde yakalayamadığından ilk bakışta ters bir ilişki kuruluyor ve pankreas kanseri şeker hastalığına neden oluyor.”

Veriler doğru yorumlandığında “pankreas kanseri şeker hastalığına neden olur” önermesine inanmak gerekir.

Eğer bir çalışmayı yaparken, yazarken veya okurken “aklı bir yana bırakırsak” elimizdeki verileri yanlış yorumlayabiliriz.

Yukarıda örneklediğim çalışmada eğer araştırmacılar kendilerine doğru soruları sormamış olsalar, objektif ve doğru veri toplamasalar, alt grup analizleri yapmasalar pekala yanılabilirlerdi ve bizlerde belki hâlâ şeker hastalığı pankreas kanseri yapar diye biliyor olabilirdik.

Sözüm şu; eldeki veri bize “gizlice” yalan söylüyor olabilir. Mark Twain’in ünlü sözüdür, “yalanlar üçe ayrılır, pembe yalanlar, kuyruklu yalanlar ve istatistik.” Yani istatistik yanlış ellerde bizleri yanıltan korkunç bir silaha dönüşebilir. Verileri ve bilgiyi kullanırken ve yorumlarken akıl tek yol göstericimizdir, Hipokrat’tan beri her zaman ve her yerde...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 133. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.