HBT Merak Konferansları 5: Bilim, sanat ve felsefede merakın yeri nedir?

Duyuru ve Etkinlikler Öne Çıkanlar
HBT Merak Konferansları 5: Bilim, sanat ve felsefede merakın yeri nedir?

Bilim ve sanatın, merak ve yaratıcılıkla ilişkisi

Merak konferanslarımız devam ediyor. Dr. Tevfik Uyar’ın moderatörü olduğu 5. buluşmamızda, yazarımız Prof. Dr. Mustafa Çetiner ile felsefe “meraklısı” ve sanat tarihçisi Pelin Dilara Çolak, merakı bilim, sanat ve felsefe bağlamında tartıştı.

HBT Merak Konferansları dizimizin beşincisini, geçtiğimiz cumartesi günü, değişmeyen adresimiz Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Orhan Bursalı’nın sürpriz video sunumlarıyla başlayan etkinlikte, moderatörlüğü Dr. Tevfik Uyar üstlendi ve yazarımız Prof. Dr. Mustafa Çetiner’in yanı sıra her daim felsefe “öğrencisi” Pelin Dilara Çolak, bilim ve sanatın doğum noktası olarak merakı tartıştılar.

Bursalı, merak kavramından yola çıktığımız bu etkinliğin gittikçe dallanıp budaklandığına vurgu yaparak bu defa bilimi, sanatla ve hatta hayalle ilişkilendirip merak kavramını bu bağlamda değerlendireceğimizi söyleyerek konferansın açılışını yaptı. Konuşmacılarımızı tanıtan video sunumlarının ardından konferans, Uyar’ın moderatörlüğünde başladı. Uyar’ın “Özgür bir toplumda bilim ile sanatın buluşma noktası neresidir?” sorusu, tartışmayı şekillendirdi.


“Bilim, bilebileceğimiz inancı üzerine kuruludur.”

Merakın, bir ilk adım olduğunu ama bilimin tek motivasyonu da olmadığının altını çizen Çetiner, merak duyduğunuz alanı veya yanıtını aradığınız soruları bir arada düşünmek ve dünyayı daha iyi anlayabilmek için merakın çok önemli bir yeri olduğunu belirtti. Albert Einstein’dan yaptığı alıntıyı paylaşalım: “Bilim, bilebileceğimiz inancı üzerine kuruludur.” Yani biz her şeyi bilemeyebiliriz ama bilmek için her şeyi yapmalıyız. Buradaki itici güçlerden biri de kuşkusuz meraktır.

Çetiner’in verdiği Antonie van Leeuwenhoek (1632-1723) örneği de bir hayli önemliydi. Leeuwenhoek aslında Hollandalı zengin bir tüccar ama bugün mikrobiyolojinin babası olarak biliniyor. Çünkü mikroskobun mucidi. İlk başta kumaşların kalitesini anlamak için kullandığı mercekler, zamanla optik bilimine olan ilgiye dönüşmüş ve temel bilimlerde olan bilgisizliğine rağmen ortaya bir icat çıkarmış ve deli olarak yaftalanmıştı. Bu icadın özünde tek bir şey vardı: Merak!

Bize öğretilen, bildiğimizi sandığımız ve alışılagelenin dışında bir şeyler aramaya itmesi açısından merakın, aslında anarşist ve devrimci bir güdü olduğunu da sözlerine ekleyen Çetiner, daha önceki konferanslarımızda da dile getirildiği üzere rastgele merak (komşuya kim geldi?) ile yıkıcı/yaratıcı merak (Evrenin bir sınırı var mı?) arasındaki ayrıma değinerek merakın, bilinmezin bilinir hale gelmesi için itici bir güç olduğu dile getirdi.

Uyar, merakın bilimdeki yerinin somut olduğunu düşünüyordu. Öncelikle bir soru sorup bunun cevabını merak ederek başlayan bir araştırma süreci söz konusu, bu sürecin sonunda ise yanıtını bulup bunu kanıtlayabiliyoruz. Bu ilişkiden yola çıkan Uyar, “Peki ama sanatta merakın yeri nedir; merak, sanatın bir motivasyonu olabilir mi?” sorusunu sorarak Çolak’a söz verdi.

“Sanatı sanat için yapıyorsanız meraktan bahsedebiliriz.”

Aynı zamanda bir sanat tarihçisi olan Çolak, sanatın temel motivasyonunun sanat tarihi boyunca sürekli farklılık gösterdiğini ve merakın ilk aşamada söz konusu olmadığını hatırlattı: İnsanlık imge ürettiği ilk andan, 60.000 yıl öncesinden itibaren sanat üretimine de başlıyor. Toplumsal bilinçte değişmeler oldukça sanat da değişiyordu.

İmge üretimi, 60.000 yıl önce mağara resimleri başlasa da günümüzdeki estetiğe dayalı sanat anlayışının daha 200 senelik bir Avrupa icadı olduğuna değinen Çolak, ilkel insanlar için “sanatın” temel motivasyonunun merak olmadığını, daha ziyade daha pratik bir fayda sağlaması açısından “Nasıl hayatta kalırım?” sorusuna aradıkları dini ve ritüelistik bir cevabın karşılığı olduğunu söyledi. Çolak, sanatı ancak sanat için yapıyorsanız bugün konuştuğumuz meraktan bahsedebileceğimizi belirtti.

Bilimden ve sanattan daha kökensel olan şey olan felsefeyi, insanın kendi varoluşunu anlamlandırma çabası olarak “özetleyebileceğimizi” belirten Çolak, “Ben neden buradayım?” sorusuna verilen iki temel yanıt olduğunu söyledi: Bilim ve sanat. Bu açıdan önceki konferanslarımızda da dile getirilen sıradan merak ile yıkıcı/yaratıcı merak arasındaki farkı da göz önünde bulundurursak ilkel sanatın temel motivasyonunun yıkıcı/yaratıcı bir meraktan ziyade daha temel, sıradan ve araçsal bir merak olarak nitelendirmek de mümkün olsa gerek. Yani bugün bilim ve teknolojide ilerlemeyi sağlayan yıkıcı/yaratıcı merakın, sanatta ancak ve ancak birkaç yüzyıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz. Daha öncesinde hep araçsal bir nitelik taşıyordu.

Bilimsel merakın ayrıldığı nokta: Sekülerlik

Merak bağlamında kesişen bilim, sanat ve felsefenin, bir karşıtlık da barındırdığının altını çizen Çetiner ise bilimin, dini motifler içeren ilkel sanat ve Antik Yunan öncesi felsefeye göre “seküler olduğu” ayrımının net bir şekilde yapılması gerektiğini belirtti. Antik Yunan okullarının girişindeki “Biz bu dünya için öğreniriz.” alıntısını paylaşan Çetiner, bu açıdan bilimsel merakı da “pür seküler” olarak tanımladı. Buna karşın yukarıda bahsettiğimiz üzere ilkel sanat ve felsefede bir araçsallık ve metafizik ögeler işin içine giriyor. Bu açıdan yaptığı ayrım oldukça önemliydi.

Çetiner’in bu savını destekleyen Çolak, sanatta meraktan bahsetmek için öncelikle sanatın, gündelik kullanımdan (araçsallıktan) sıyrılarak özerkleşmesi gerektiğini dile getirdi. Ancak kilisenin sanattan uzaklaşmasıyla birlikte sanatsal üretimde sanatçının merakı devreye girecekti. Bu bağlamda sanatta merakın ortaya çıkışı Rönesans’la başlıyor diyebiliriz. Bu dönemde bilimle sanatın bir noktada kesiştiğini ifade eden Çolak, toplumsal hayatta bazı değişiklikler olduğunu, felsefe metinlerinin yaygınlaştığını; bununla birlikte insanların sorgulamaya başladığını, bunun da sanat eserlerine yansımaya başladığını söyledi. Mesela Leonardo da Vinci, sanat aracılığıyla bilimi icra ettiğini söylüyordu. Yani sanat, dogmalardan ve önkabullerden koptukça; özgürleştikçe 20. yüzyılda merakı ve bununla birlikte estetiği de içine alarak bugünkü halini almaya başlayacaktı.

Konferansla ilgili daha fazla detay, bu haftaki dergimizde olacak.

 

Not: Bir sonraki konferansımız 4 Nisan'da yine Bahçeşehir Üniversitesi’nde; kayıtsız ve ücretsizdir, hepiniz davetlisiniz.

Konferansı izlemek isteyenler için video linki: https://www.youtube.com/watch?v=t5SNNqlGnhw

Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com)