Çin üniversiteleri araştırmada nasıl bir numara oldu?

Lale Akarun Y
Çin üniversiteleri araştırmada nasıl bir numara oldu?

Geçtiğimiz haftalarda, Çin Halk Cumhuriyeti'nden bir araştırmacı, üniversitemizi ziyaret etti. Konuşması öncesinde epey sohbet ettik, konuşmasını dinledikten sonra da nasıl ortak araştırma yapabiliriz konuştuk, beni ve öğrencilerimi laboratuvarına davet etti. Araştırma projelerinde çok sayıda tam zamanlı araştırmacı destekleyebilecek fonları varmış ve projelerin kaynağı sanayi değil, Çin devleti.

Devlet, araştırma ve üniversiteleri geniş kaynaklarla destekliyor: Çin’in önde gelen araştırma üniversitelerinin yıllık bütçeleri, milyar dolar mertebesinde. Bu konuda daha önce, HBT’de bir yazı yazmış ve Çin’de 3.000 üniversite olsa da, en üst seviyedeki elit üniversitelerini büyük kaynaklarla desteklediklerini anlatmıştım.

Misafirim, Shenzen şehrinden geliyor. Shenzen, 1979 yılında Hong Kong’un ana karaya bağlandığı yerde, tam karşısında özel bir ekonomik bölge olarak kurulmuş bir şehir. Kurulduğundan beri teknoloji yatırımları ile büyüyerek, 44 yılda İstanbul büyüklüğüne gelmiş: 17,5 milyon nüfusu var. Ülkenin elektronik-bilgisayar endüstrisinin merkezi, Çin’in Silikon Vadisi diye de anılıyor. Huawei ve Tencent gibi teknoloji devlerinin ana merkezi Shenzen’de. Genç ve eğitimli bir nüfusu var. Tabii ki bunun için eğitime büyük önem vermişler. Misafirimin geldiği SusTech Üniversitesi, 2010’da kurulmuş. 10 sene içinde, dünyanın ilk 150 üniversitesi içine girmiş. Bu çok büyük bir başarı.


Çin yeni üniversite kuruyor, 10 senede dünyanın en iyileri arasına giriyor; biz var olan kurumlarımızı yıkıyor, yerine yenisini koyamıyoruz. 2013 senesinde ilk 150’deki Boğaziçi Üniversitesi 10 sene sonra ilk 600’de bile yok. Çin ne yapıyor, biz niye geri gidiyoruz?

Neden ilerlemiyoruz?

Bilim Akademisi, Ekim başında üç değerli bilim insanını bir araya getirdi: MIT öğretim üyesi Prof. Dr. Daron Acemoğlu, ve Boğaziçi Üniversitesi’nin emekli öğretim üyeleri Prof. Dr. Ayşe Buğra ve Prof. Dr. Şevket Pamuk. Katılamayanlar için “Cumhuriyetin yeni yüzyılına girerken ekonomi: kurumlar ve politika” başlıklı bu konferansın videosu Bilim Akademisi YouTube kanalında mevcut.

Üç değerli bilim insanının özgün saptamalarını içeren bu videoyu baştan sona dinlemenizi öneririm; ancak Şevket Pamuk’un Türkiye ekonomisinin 200 yılını ayrıntılı grafiklerle açıkladığı gidişatını ve neyi yanlış yaptığımıza dair saptamalarını özetlemek istiyorum.

Üç konuşmacının da konuşmalarında vurguladıkları şey, dünyadaki ekonomik büyümenin kaynağının teknolojik gelişmeler olduğu. Bu teknolojileri geliştiren ve en iyi şekilde yararlanan ülkeler, Amerika ve Batı Avrupa devletleri. Diğer ülkeler, sanayi devriminin başladığı yıllardan birinci dünya savaşına kadar onlara göre fakirleşiyorlar, geriliyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti, bu fakirleşmeyi gören bir grup aydının, bu gerilemeyi durdurmak üzere harekete geçmesiyle kuruluyor ve yavaş yavaş ara kapanmaya başlıyor. Daha hızlı ilerleme dönemleri var, ancak son dönemde duraklama yaşıyoruz.

Aynı dönemde Japonya, Kore, hatta İspanya, İtalya bizden daha hızlı ilerliyor, biz benzer bir atılım yapamadığımız gibi son dönemde bir duraklama devrine giriyoruz. Atılım yapamamamızın, gerilememizin çok çeşitli sebepleri var: Hukukun işlememesi, kurumların zayıflığı, eğitime yeterince kaynak ayrılmaması, düşük katma değerli sektörlere yatırım yapılması, yüksek teknolojiye yapılmaması.

Şevket Pamuk’un bir saptamasını aktarmak istiyorum: Çin, başarılı devlet politikaları yoluyla kalkınması ile önemli bir örnek oluşturuyor. Şevket Pamuk, Türkiye’de devlete yakın olan kişilerin kayırılmasının kural haline gelmesi nedeniyle Türkiye’de devletin etkili olmaktan çıktığını düşünüyor.

Etkisiz hale gelen devlet kurumlarının pek çok örneği var: Birincisi pek tabii ki kapatılan Devlet Planlama Teşkilatı. İkincisi ise üniversiteler... Değerli emekli hocalarının emekli kartlarını iptal ederek üniversite ile bağlarını zayıflatmaya çalışan, bu gibi bilimsel toplantıların kampüste düzenlenmesine izin vermeyen, gerileyen, düşünce üretemeyen üniversiteler.

Lale Akarun

*Bu yazı, HBT Dergi 394. sayıda yayınlanmıştır.


Lale Akarun