İstanbul’un tarihi ününü korumak istiyorsanız, kulak verin..

Doğan Kuban Y
İstanbul’un tarihi ününü korumak istiyorsanız, kulak verin..

Politikacılar, belediyeler, şehirciler, mimarlar İstanbul’u korumak istiyorlar. Güzel, doğru bir istek ve çağrı! Şimdiye kadar neredelerdi? Amaç güzel ama dünyanın bu en ünlü kentinin nesini, nasıl ve hangi tarihi perspektifte korumak istiyorlar? Bunları açıkça ortaya koymadan ve kentin konumu uluslararası tarih açısından değerlendirilmeden, hazırlanacak planların biçimsel önerileri başarılı olamaz. Burada başarı, korunacak yapı ve çevresinin (tarihi varlık ve çevresi)’ nin öncül önemini sergilemektir.

İstanbul Kara Surları, Constantin’in kurduğu ikinci Roma İmparatorluk merkezinin, yani dünyanın en önemli kentinin surlarıdır. Avrupa’da bu önemde bir kent suru yoktur. Olasılıkla Çin Seddi’nin yanında, tarihi konum açısından dünyanın en önemli suru İstanbul duvarlarıdır. Kaldı ki mimari açıdan İstanbul kara surları çok daha ayrıntılıdır.

Bu surların Dördüncü Haçlı Seferi’nde ve daha sonra Türkler tarafından fethi ve Bizans İmparatorluğu’nun yıkılması gibi ünlü tarihlerle bağlantılı olması, önemini daha da artırmaktadır.


Surlar nasıl onarılmalı?

Surun restorasyonu bugünkü en gelişmiş kriterlerle ve hassasiyetle yapılmalıdır. Yedikule’den Ayvansaray’a 7 km uzanan surun henüz korunan Bizans ve Osmanlı çağı yapılarıyla da ilişkisi mekânsal olarak sağlanmalıdır.

Sur, kentin dışından ve içinden paralel yürüyüş alanları ve parklarla izlenmeli ve o alanlardan önemli bir anıt olarak seyredilmelidir.

Surun kent tarafında kalan yapı alanının sınırı dikkatle saptanmalı ve surdan uzaklığı 20 m. den az olmamalıdır.

Sur kapıları sadece yaya trafiğine açık olmalıdır.

Bu sur (Kara Suru) ağaçlarla düzenlenmiş bir koridor içinde uzanan bir mimari yapıt olarak, tarihi önemine uygun korunmuş olacak ve kentin tarihi çekirdeğinde eşsiz bir tarihi kültür imgesi olacaktır.

İstanbul’un tarihi çekirdeği sur içidir. Burada temelde Bizans, Roma ve Osmanlı dönemlerinin bıraktığı anıtlar ve anıtsal kalıntılar vardır. Cumhuriyetten önce fakir, bakımsız bir kent vardı. Sur içi nüfusu 100-150 bini geçmiyordu. Fakat tarihi kentin nüfusu da çok yoğun değildi. Fatih’in ele geçirdiği Constantinopolis’in Nüfusu 56- 60 bin civarında idi.

Yok edilişe hayır demediler

Günümüzde adı ve önemi gazeteci ve idarecilerin yazılarında çok övülen İstanbul’un eski dokusu yok edilmiştir. 1968-69’da koruma planını yaptığım eski İstanbul’u çok iyi tanıyorum. Asya İstanbul’u yok olmuştur. Bugün kentin eski merkezi de yok edilmiştir. Politikacı, Belediyeci, uzman olan neredeyse bütün tanıdıklarım dini taş yapılar dışında tarihi ahşap kentin yok edilmesine hayır dememişlerdir.

Bilinçli sandığımız İstanbullular için hiçbir ahşap yapının tarihi değeri olmadı. Osmanlı’nın çok fakir olduğu 19. yüzyılda parası olanlar tuğla yapı yaptırıyorlardı. 19. yüzyılın ikinci yarısında tuğla Selanik’ten geliyordu. İşleyenler de Müslümanlar değildi. Sur içinde oturanlar, deniz kıyılarında oturanlar ve Anadolu yakası evleri ahşaptı. İstanbul suriçindeki evler, camiler ve etrafındaki ahşap karakter, 1980 yıllarına kadar karakterini yoğun olarak koruyordu.

Vizyoner proje gerekir

Bugünkü yok edilmiş dokuya karşın sadece sur içi, Osmanlı döneminin karakterini yaşatmak olanağı içeriyor. Fakat bu olgu parasal nedenler başta olmak üzere, temelde halktan başlayacak bir sosyal direnmeye neden olacaktır. Yapı yapmanın sade parasal boyutunun önem taşıdığı bu ülkede bir kaç eski anıt etrafında bazı konutları, eski boyutlarına indirip ahşap malzeme kullanmak, bir fantezidir. Bugün tahrip edilip tarihi karakterini kaybetmiş olan eski İstanbul’u yine dünyanın en güzel kenti yapmak da bir fantezidir. Fakat İstanbul’un tarihi karakterini vurgulayacak vizyoner bir proje, ülkeye kaybettiği uluslararası prestiji kazandırabilir.

Süleymaniye’den başlayabilir

Böyle bir kültürel irade ile bu uygulama başarılırsa, bu, birkaç aşamada yapılabilir. Bu aşamalar Süleymaniye’den başlayabilir. Fakat merkez olarak Unkapanı’ndan Aksaray’a çıkan aks, Beyazıt’la Zeyrek sınırları arasında geliştirilmelidir. Burada eski Osmanlı mahallesinin modernleşmiş versiyonu, önemli anıtlar çevresinde kompoze edilmelidir. Süleymaniye ve Zeyrek’ten başlayarak hazırlanacak bir siluet araştırması yapılmalıdır.

Sayın okuyucular, bu çok iddialı proje önerisini gençlere ilham vermek için kısaca tanımlamaya çalıştım. Burada güç olan, uygulamanın teknik olarak gerçekleşmesidir. Teknikten önce eski İstanbul’un tarihi konut özellikleri, günümüzle karşılaştırılmalıdır. Karşılaşılacak ilk sorun otomobillerin park etme sorunu olacaktır. İstanbul’da kentin varlığı, otomobilin varlığı kadar önemli görülmez. Ama böyle düşünülürse, dünyanın en önemli kentlerinden birinin eski dokusuna referans vermek olanaksızdır. Bu proje bir kerede yapılması öngörülen bir öneri değildir. Projeye Süleymaniye ile Şehzade Camii arasında başlanabilir.

İstabul Sur İçi, İmparatorluk Başkenti Koruma Projesi

Başlıca birimler:

• Surlar
• Ayasofya
• Külliyeler
• Roma-Bizans yapıları
• Osmanlı Külliye Çevreleri
• Topkapı Sarayı
• Beyazıt-Üniversite
• Çevre Tramvayı- otoparklar
• Çarşı
• Parklar ve Yeşil alanlar

Uygulama Ekipleri bağımsız proje birimleri olacaktır.

1. Çevresel Tramvay ya da metro. (Panorama Tramvayı)
2. Bizans Dönemi,
3. Osmanlı Dönemi,
4. Topkapı Sarayı,
5. Yeşil alan Bakımı uzman ekipleri.

Bu çalışma önce Surlardan başlamalı, Süleymaniye- Şehzade çevre alanı ya da rekonstitüsyonu (koruma) ile devam etmelidir.

Dünyada ilk olur

Sevgili okuyucular, bu büyüklükte bir koruma alanına, sistematik müdahale, dünyada bir ilk olarak düşünülebilir. Bu durumu sorgulayanlara ve mesele yapanlara verilecek yanıt, İstanbul-Konstantiniye tarihi kentinin, eşi olmayan bir tarihi anıtsal yapıt olduğudur. Bunun uygulanması Türkiye restorasyon tarihinde bir ilk olur. Burada çalışma ekipleri bağımsız olmalıdır. Bu çalışmada her şey benden sorulur diye genel geçer patronluk idaresi yerine, çeşitli alanlarda farklı uzmanlar olmalıdır.

Bu bağlamda bilimsel bir çalışma strüktürü gerçekleşmezse İstanbul’a çok daha büyük kötülük yapılmış olur. Uzun yıllar bilgi ve sabırla aynı alanda çalışmış Bizans uzmanları, Osmanlı, Topkapı Sarayı, Ayasofya uzmanları gibi ayrı alan ekipleri oluşturulmalıdır.

İstanbul’un dünyanın en güzel kenti olduğuna inanan insanlar tarihi İstanbul’u yok ettiler. İnançları değişmemiştir. Fakat İstanbul, dünyaya övünerek gösterilecek bir kent olmaktan çıktı. Çünkü çoğunluğu Anadolu’dan gelen vatandaşların, İstanbul’un ne kendisinden, ne de tarihinden haberleri vardı.

Geleceğe miras

İstanbul’un çevresini hatırlayarak ve o düzeyde tarihi ve estetik bir değerlendirme yaparak, onu geleceğe yadigar bir miras olarak bırakmak, büyük bir tarihi bilgi birikiminin varlığını gerektirir. Kent halkı böyle bir tarihi zenginliğe sahip olursa, bu olgu onun eğitimi için büyük bir katkı oluşturabilir. Türkiye’nin prestiji için de çok büyük bir katkı oluşturacağı söylenebilir.

İstanbul’un böyle görkemli bir koruma etkinliğinin konusu olması, Türkiye için büyük bir prestij etkinliğidir. Kanımca çatlayan-patlayan uluslararası iletişim ajandasında ülkeye büyük bir statü kazandıracaktır. Bununla beraber turistik ilginin artması ve buna bağlı ekonomik getiri de ülke turizmine büyük bir katkı sağlayacaktır.

Doğan Kuban

Bu yazı HBT'nin 95. sayısında yayınlanmıştır.

Doğan Kuban