Akılsız ve çirkin şehir olayı

Erhan Karaesmen Y
Akılsız ve çirkin şehir olayı

Ülkemizdeki kentsel büyümenin son çeyrek yüzyıllık dönemi, çok talihsiz, ürkütücü ve hatta yer yer dehşete düşürücü aşamalar sergiledi. Görsel çirkinlikler ve akıl dışı kentsel yaşam mekanı düzenlemeleri birbirini izledi. Doğan Kuban Hoca’nın HBT’deki yazılarında, o bilge üslubuyla dile getirdiği Paris ve Roma örneği kentsel büyüme özendiriciliğini benimsemek yerine belli ölçülerde New York’u ama öncelikle ve yoğunlukla Dubai’yi andıran büyüme tipolojisinin öne geçişine tanıklık edildi.

Oysa, kentlerde yaşamak uygarlığın ve teknolojideki gelişmelerin meyvelerini toplamak gibi bir şeydir. Kentsel yaşamdaki akışkanlık ve pratik beceri yaratıcılığı bilimsel, sanatsal, entellektüel ve ekonomik gelişmelerin anlamlı bir kaynağıdır. Ulusal ve uluslararası teknolojik gelişmelerin ana itici unsurudur. Ama bunun bir bedeli de vardır. Bu yaşam ortamını hazırlayan hareketlilik ve dinamizm, çeşitli çetrefil boyutlara sahip olup kentsel yaşamdaki bazı çapraşık oluşumlara da yol açabilmektedir. Çeşitli ülkelerdeki ve dünyanın toplamındaki nüfus artışı, uygarlık çizgisinin güvenilir bir göstergesi olan kentsel yaşamın da bu büyümeden olumsuz etkilenmesine yol açmıştır. Öteden beri kentlerin büyüme-gelişme çizgisini uygarlık akışının ürünü olan bir akılcılığın yönlendirmesine alışılmıştır. Ama son dönemler, bu akılcılıkta en azından gelişmesini tamamlayamamış ülkelerdeki kentlerin hızlı büyümesi oluşumunda acıklı biçimde kendini göstermektedir. Kırk yıl kadar önce dünyadaki kentsel büyümenin hızlandığı ilk dönemlerde Brezilya’da Sao Paulo kentinin devlet eliyle ve sıfırdan yaratılarak büyütülmesi uluslararası mimarlık ve mühendislik alanının tartışma konularını oluşturmuştu. Günümüz Türkiyesi’nde Sao Paulo örneğinden de daha vurucu olan hastalıklı bir Kahire büyümesi tüm ürkütücülüğü ile bu kadar yakınımızdayken bir zamanlar dünyanın en güzel şehirlerinden olan İstanbul’un çirkinlik anıtlarıyla donatılmasına ön verilmiş olması çok acıklı bir olgudur.

Büyük kentte yaşayan insanların gündelik hareketliliğinin yorgunluk yaratıcılığını hafifletecek ve yumuşatacak ana unsurlar olarak kentsel akış düzenindeki akılcılığını ve yakın çevrelerdeki güzellik unsurlarının bolluğunu sığınırlar. Bir kent, sokakları, caddeleri, onları çevreleyen binaları, parkları, bahçeleri, meydanları, alt-üst geçitleri, varsa akarsu ve deniz sahili düzenlemeleri ve dört bir yanına serpiştirilmiş ağaç kümeleriyle birlikte bir görsel zenginlikler ortamıdır. Bu unsurların bir bölümüne bazen kentin büyükçe bir parçasına getirilmiş olan rasyonellikten uzaklaşmış kentsel akış düzensizliği o kentsel mekanın kullanıcılarını zora sokar; rahatsız eder; keyiflerini kaçırır; bireysel mutluluklarına olumsuz etki yapar. Akılcı bir kentsel planlama, doğal çevreyle ve tarihten gelen sosyo-teknik çevreyle uyumlu bir yan yanalığın sağlanmasını ön görecektir. Ayrıca, kent dinamizmini kolaylaştıracak araçlı ulaşım ve yaya yürüme düzeneklerinin rasyonel oluşumunu gözetecektir. Ayrıca, yollar, caddeler, binalar başta olmak üzere tüm kent unsurlarının boyut, biçim ve renk olarak görsel hazzı rahatsız etmeyen hatta arttırabilen unsurlarla kaynaşmasına yol verecektir. Burada akıllı kent, aynı zamanda tinsel gevşeme ve rahatlık sağlayan bir görsellik atmosferinin yaratılmasına yol açacaktır.


Bir kentsel büyümenin sonucu ortaya öncelikle çirkinlikler dökülmüşse bu kent aynı zamanda aptal bir kenttir. Ya da buna paralel olarak şöyle bir düşünce geliştirilebilir. Şehir planlama kurallarının rasyonelliği ve bunların uygulanışındaki titizlik, kent yaşamını orada sürekli yaşayanlar ya da geçici bir süre sosyal, ticari, turistik bağlantılarla oraya gelecekler için olanak ölçüsünde kolaylaştırılmanın ve gündelik yaşam rahatsızlıklarını en aza indirgemenin temel ögeleri olarak kendini gösterir. Bu konuyla bağlantılı olarak, Maya tarihi ile birleşmiş olan Yucatan bölgesinde ilginç bir yeni kent kurma deneyinin yapıldığı bilinmekteydi. El değmemiş bir sahil yöresinde, bir bilgisayar düzenli kent olarak Cancun şehri ortaya çıkarılmıştı. Gündelik yaşam düzeninde bu aşırı akılcı planlama, belli bir akış ferahlığı sağlamış gibiydi. Ancak, uluslararası ölçekte de ilgiyle izlenen Cancun örneği, artan nüfusla birlikte yeni bina yapılaşmalarına da yol açmıştı. Böylece, yaşam düzeninin dışına taşıldığı gibi yeni sosyal sorunların doğmasına sebep olmuştu. Dolayısıyla kentin başlangıç yıllarındaki huzurlu yaşam ortamı, yerini beklenmedik teknik ve sosyal sorunlara bırakmıştı.

Erhan Karaesmen / karaesmn@metu.edu.tr

Bu yazı HBT'nin 137. sayısında yayınlanmıştır.

Erhan Karaesmen