Pertev Apaydın’ı saygı ile anarken

Erhan Karaesmen Y
Pertev Apaydın’ı saygı ile anarken

Köklü benzerliklerinin yanı sıra bazı farklılıkları da olsa bilimsel buluşculuk ile sanatsal yaratıcılığın birbirlerini tamamlayıcılığı uygarlığın gelişmesindeki asal unsurlardan birini oluşturmuştur. Herkese Bilim Teknoloji’de bu konudaki değişik düşünceler ve irdelemelere zaman zaman katkı verdik.

Çok ileri düzeydeki bilim/teknoloji ile sanat alanlarında Leonardo da Vinci’nin sergilediği dehanın benzersizliği üzerinde de kapsamlı olarak durmağa çalışıldı. Müzisyen ve matematikçi ve her iki kişiliği ile de çok ileri düzeyde ürünler yaratmış bulunan çağdaş dönemlerin önde gelen büyüklerinden Pierre Scaeffer ve Pierre Boulez bilim sanat yakınlığı ve tamamlayıcılığının güçlü örnek isimleri olarak hep anıla gelmiştir.

Benzeri bir duruma ülkemizin önemli bilim, teknoloji ve sanat insanı, yakınlarda kaybettiğimiz Pertev Apaydın’ın kişiliğinde de rastlıyoruz. Mühendislik dünyasının içinden bakışta önemli bir araştırmacı ve uygulamaya yansıyacak yenilikçi buluşların peşinde bir bilim ve teknoloji insanı olarak Pertev Bey’den söz edilmiştir. Pertev bey, elektrik mühendisliğinin radyo yayıncılığının çok etkin ve yaygın olduğu dönemlerde teknolojik gelişmelere ülkemizde yaptığı katkıların arkasındaki önde gelen isimlerden biriydi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ’de) ve Londra’da Imperial College’da birlikte yürüttüğü uygulamaya yönelik araştırmalarla Türk radyoculuğunda kısa dalga ve frekans modülasyon (FM) yayın dönemine geçilişinin dayanaklarını oluşturmuştu.


Orkestra şefliği

Aynı Pertev Apaydın’a sanat ve kültür dünyasından bakıldığında çok değişik ve renkli bir yaratıcı kişiliği ile karşı karşıya kalınırdı. Müzik tarihi bakış açısından, Pertev Bey geçen yüzyıl ortalarının önde gelen bir orkestra şefiydi. O dönemde güzel bir gelişme çizgisi yakalamış olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası dahil İstanbul ve Ankara’daki çeşitli orkestraların yöneticiliğini yapacak vakit ve enerjiyi de buluyordu.

Müzikle yakın aşinalığı bulunan güngörmüş bir İstanbul ailesinin çocuğu oluşu ve küçük yaşlardan beri sergilediği matematik yatkınlığının gelişmesine dayanak oluşturacak kuvvetli bir orta ve yüksek eğitim çizgisini sürdürmüş oluşu, şanslı olgulardı. Ancak, bu güçlü dayanaklar bile bir Pertev Apaydın yaratıcılık oluşumunun ortaya çıkması için yeterli olmayabilirdi. Burada Pertev Hoca’nın yaratıcılık dürtüsünün yanı sıra titiz ve sistemli çalışma düzenine sahip oluşu da önemli etkenler olarak kendini göstermiştir.

1950’ler ve 60’lar İstanbul’unda İTÜ öğrenciliği yapanların arasından epeyce bir müzik meraklısı genç insan çıkmış olduğunun altı çizilmelidir. Bu grubun sanat kültür izleyicileri arasındaki kişilerden biri olarak Pertev Hoca’yı daha yakından tanıma şansına sahip olmuştum. İTÜ Radyosu’nun klasik müzik yayınları programını dönemin üniversite yöneticilerinin gösterdiği ilgi ve sağladıkları destek ile yürüdüğü bilinirdi. Genç ve coşkulu bir bilim ve sanat insanı olarak Pertev Apaydın bu ilginin sürdürülebilir bir kültür etkinliği haline dönüşmesinde anlamlı bir yük taşıdı.

Akşamları Mozart’ın Türk Marşı ezgilerinin kullanıldığı bir açış müziği ile 20.15’de başladığı yayını saat 22.00’ye kadar sürdüren bu radyoda çok sesli batı müziğinin geçmişteki yapıtlarından örnekler sunulurken çağdaş müziği tanıtıcı programlara da yer verilirdi. Pertev Hoca o dönemlerde uzun çalar (long play/LP) bilinen klasik müzik ses kaydı araçlarının en iyi orkestralardan, en ünlü şeflerden ve enstrüman çalıcılarından örneklerin İTÜ Radyosu arşivinde bir araya getirilmesi için uğraşırdı ve büyük ölçüde de başarırdı.

Pertev Apaydın mühendis ve bilim/teknoloji insanı özelliklerinin ağır basmasıyla yaşamının son elli yılını o alanlarda başarıyla etkinlik gösterecek biçimde yurt dışında geçirdi. Buradaki sanatsal ve kültürel faaliyetinin yoğunluğunu azaltma durumunda kaldı. Zaman zaman Brüksel’de rastlaştığımızda eski İstanbul müzik dünyası ve İTÜ Radyo anılarından keyifle bahsederdi. Anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

Erhan Karaesmen / karaesmn@metu.edu.tr

Bu yazı HBT'nin 302. sayısında yayınlanmıştır.

Murat Altaş