Beyin göçü

Mustafa Çetiner Y
Beyin göçü

Bu ülkede son yıllarda üreten, uluslararası bir değeri olan, eğitilmiş insanların ülkeyi terk edip batı ülkelerinde yaşamlarına devam etme kararı çok tartışılır oldu.

Gerçekten de veriler dikkat çekiciydi ve geçtiğimiz yıl yayınlanan bir rapor bu göçün son yıllarda %63 arttığını gösterdi.

2016’da yurtdışına göç eden vatandaşların sayısı 69.326 iken, 2017’de % 63 artışla 113.326’ya yükseldiği iddia edildi. Bu göçün maliyetinin 220 milyar dolar olduğu öne sürülüyor.


Bu rakamlar ne kadar gerçek bilmem ama ortada bir sorun olduğu kesin.

Bu kaçış ile ilgili çok fazla şey yazılıp söylendi, bunları burada tekrarlamaya gerek yok ama işin bir de öteki yüzü var. Kim söylemişti tam anımsamıyorum ama dikkate değer bir sözdü; “kimi zaman ülke dışında olmak, Türkiye’ye ülke içinde olmaktan daha faydalıdır.”

Bu ülke, büyük bilim insanı diye tanıtılan ve o unvanla geri dönenlerin, süreç içinde o kimliklerinden nasıl sıyrıldıklarına, sıradan bir denge ve hesap insanına dönüştüklerine, değme politikacıdan nasıl daha politikacı olduklarına ve bilim, liyakat, hak, hukuk gibi kavramlardan nasıl hızla uzaklaştıklarına tanıklık etti.

Bu ülkede yaşayanlar, Türkiye’ye ilk geldiklerinde ülkemizdeki her üniversiteye “Mickey Mouse Üniversite” yakıştırması yapan bu bilim değil ama hesap adamlarının nasıl bir hızla “Mickey Mouse” haline döndüklerine tanıklık etti. Her zaman söylediğim şey, üniversiteye toplumu dönüştürücü bir misyon yüklemezseniz, o hastalıklı çark batıdan gelen bilim insanlarını da kendi çarkları arasında eritip yok edebiliyor.

Üniversitelerin toplumları dönüştürebilme gücüne sahip olmaları gerekiyor. Üniversiteler kendi bilim kadrolarını, kendi bilim kültürlerini yaratıp ona sadık devam edeceklerine; Türkiye’yi uygar dünyadan uzaklaştıran küçük hesapların, “bilim dışı” eğilimlerin, piyasa ve paranın tuzağına düşebiliyorlar.

Daha da kötüsü buna da ülke dışından sözde “bilim insanı” yöneticiler eşlik edebiliyor.

Ama haksızlık etmeyelim, bu ülkeye dönmeyi tercih ettiği için, bilim sevdalısı kalmayı seçtiği için kahırlar içinde ölen bilim insanlarımız da var.

Bir örnek Süreyya Tahsin Aygün’dür mesela.

Yıllar önce ilk kök hücre çalışmalarını düşünen, daha adı yokken hücre kültür çalışmaları yapan bir bilim insanıydı. Türkiye’de onu itibarsızlaştırmak için her şeyi yaptık.

Bakın yıllar önce Süreyya Öğretmeni iyi tanıyan Hıncal Uluç onun hakkında neler yazmıştı. “Bugünün kök hücre, gen tedavisi üzerine dünyada belki de ilk çalışmaları yapan, insan ömrünü uzatmanın yolunun, doğum sonrası kesilip atılan kordon hücreleri, plasentalarda olduğunu hem de ne yıllar önce gören hocaya, bir laboratuvar bile vermedik. Onu bir sahtekar ilan etmediğimiz kaldı. Prof. Süreyya Tahsin Aygün kahırlar içinde öldü...” Başka örnekler de var, sözü uzatmak gereksiz.

Elbette ülke dışından her gelen bilim insanı burada “Mickey Mouse” olmuyor, bu ülkeye çok önemli katkısı olan bir çok önemli bilim insanı da var. Kimseye haksızlık edemem, haddim değil. Dışarıdan gelen bilim insanlarımızın ülkemiz bilimine katkısı olmadığını söylemeye hiç çalışmıyorum.

Sadece “yurt dışı patentli” diye önceden ve toptan bir yüceltme, abartma haline girmemek lazım. Ülke dışında parlak CV’ler ile bu ülkeye gelen ama geldikten sonra bilimsel üretimleri tama yakın duran o kadar çok örnek var ki.

Bana sorarsanız daha değerlisi bu ülke içinde ve bu ülke olanaklarıyla “bilim üretmek” işini becermektir, böyle bilim üretenlere en azından dışarıdan gelenler kadar değer vermektir.

Bu yazıda sadece olayın başka bir yanına dikkat çekmeye çalışıyorum, yüz akımız Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi gibi yurt dışından daha fazla sayıda bilim insanı transferi yapan üniversitelerimiz için konunun daha da önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda yazmaya devam edeceğim.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 159. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.