E-sigara (3)

Mustafa Çetiner
E-sigara (3)

İki haftadır e-sigaralar konusunda yazıyorum. Bu haftada yazmaya devam edeceğim. Çünkü e-sigaranın insanlığa kurulan yeni tuzaklardan biri olduğun inanıyorum.

Geçtiğimiz hafta ABD’de e-sigara kullananların yaşadıkları sağlık sorunlarının neden olduğu panik halinden ve ABD’de sağlık otoritesi FDA ile Hastalık kontrol merkezi (CDC)’nin girişimlerinden söz etmiştim.

Konu ile ilişkili en çok tartışılan konulardan biri, e-sigaralara eklenen aromalar. Özellikle ergen ve gençlerde e-sigara kullanımının yaygınlaşmasının önemli nedenlerinden birinin bu özendirici aromalar olduğuna inanılıyor. Şu anda ABD marketlerinde vanilya, vişne, mango, mentol, tarçın pamuk şekeri gibi oldukça çekici 550 farklı aroma bulunuyor. Bu aromaların da katkısıyla gençler arasında kullanım hızla yaygınlaşıyor. FDA geçtiğimiz aylarda gençlerde e sigara kullanımını bir “epidemi” yani “salgın” olarak tanımladı.


Geçtiğimiz yıl, Yale ve Duke Üniversitelerinde gerçekleştirilen çalışmalar, aromalar için kullanılan katkı maddelerinin “polifenol glikol” ve “gliserol” gibi maddeler ile etkileşime geçerek asetal maddesini açığa çıkardığını gösterdi. Asetal, akciğerde aşırı uyarılmaya yol açarak özellikle gençlerde inflamasyon, alerji ve astım gibi hastalıklara yol açabiliyor.

Daha geçtiğimiz ay yapılan başka bir çalışma, e-sigaranın akciğerlerde bulunan bağışıklık hücrelerinin (makrofajların) koruyucu etkilerini engellediğini gösterdi. Başka bir çalışma ise e-sigara kullananlarda, amfi zem hastalarına benzer şekilde akciğer dokusu üzerine yıkıcı etki gösteren “proteaz” enzim düzeyinin arttığını rapor etti.

E-sigara hakkında yapılan bazı araştırmalar, yüksek buharlaşma sıcaklığında e-sigarada bulunan sıvıların kanser yapıcı olarak bilinen formaldehid oluşumuna yol açtığını gösterdi. JUUL firması ise bu çalışma sonuçlarının gerçeği yansıtmadığını belirterek çalışma sonuçlarına itiraz etti. JUUL itirazlarını sıralayadursun, e-sigaraların karsinojen etkileri hakkında başka çalışmalar da var.

E-sigarada bulunan formaldehid, akrolein ve başka bazı toksik maddelerin DNA hasarına yol açtığı biliniyor. DNA hasarının kanser anlamına geldiğini ise söylemeye gerek yok sanırım.

Yapılan çalışmalar, e-sigara kullananlarda açıklanamayan nörolojik nöbetlere neden olduğunu gösterdi. FDA, kendilerine 2010 yılından bu yana e-sigara kullanımı ile ilişkili olduğu düşünülen 127 olgu bildirildiğini açıkladı.

Otoriteler, e-sigaralarda bulunan nikotin içeriğinin ergenlik çağındaki çocuklarda beyin gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor. E- sigarada bulunan kimi maddeler, gençlerde ve hamile kadınlarda beyinde bulunan kök hücreleri olumsuz etkiliyor ve özellikle hücrenin enerji kaynağı olan mitokondri fonksiyonlarında bozulmalara yol açıyor.

Daha bitmedi.

Yeni yayımlanan bir başka çalışma ise e-sigaralar nikotin içermese bile damarlarda hasara ve fonksiyon bozukluklarına yol açtığını ortaya koydu.

ABD’nin Ulusal Kardiyoloji Derneği toplantısında sunulan bir çalışma, e-sigara ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi de ortaya koydu.

Çalışmaya toplam 96.467 kişinin 2014, 2016 ve 2017’de toplanan verileri dahil edilmişti. Bu deneklerden e-sigara kullanmayanların yaş ortalaması 40.4 iken, kullananlarda yaş ortalaması 33 idi. Yani e-sigara kullanan grup kullanmayanlardan daha genç bir gruptu. Buna rağmen e-sigara kullananlarda kullanmayanlara göre kalp krizi riski %56, inme riski ise %30 daha yüksekti. Dolaşım sistemi problemleri, pıhtı oluşum riski de e-sigara kullananlarda kullanmayanlardan çoktu.

İlginç bir nokta e-sigara içenlerde depresyon, huzursuzluk ve kaygı benzeri psikolojik sorunların daha fazla olmasıydı. Ancak bu durum belki de zeminde olan bu duygu durum bozuklukları nedeniyle e-sigara tüketilmesiyle ilişkili olabilirdi, yani bu e-sigaranın bir sonucu değil, nedeni olarak kabul edilebilirdi.

Çalışmanın inandırıcılığı, sadece çok denek sayısı olmasından değil, aynı zamanda yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (deneklerin kilo durumu), kan basınçları ve kolesterol düzeyleri de göz önüne alınarak değerlendirme yapılmış olmasındandı. Yani sözünü ettiğim bu risk faktörleri her iki gruba da eşit dağıtılmış ve sonuçları etkilemesine izin verilmemişti.

Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğim.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 184. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.