Yeniden: Selfie bir hastalık mı?

Mustafa Çetiner
Yeniden: Selfie bir hastalık mı?

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi'nin portalının gücünü test etmek için mükemmel bir tecrübe oldu Selfie ile ilgili yazım.

Söz konusu yazıyı CBT için tartışmaların ilk kez alevlendiği 2014 yılında yazmıştım.

Yazımın Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) ile ilişkili olarak bunun bir bozukluk olduğu ile ilişkili bölümü, portal takipçileri tarafından eleştirildi ve derneğin web sayfasında böyle bir bozukluğun olmadığı yazıldı.


Haklıydılar.

Benim yaptığım -aslında belki de çok büyük- bir yanlışı düzeltmem gerekiyor, gerçekten de APA selfie’yi bir bozukluk olarak tanımlamadı.

Benim yazıyı yazdığım dönemde başta mobil telefon üreticilerinin bu tartışmanın yapılmasına gösterdikleri tepkileri de anımsıyorum.

Bu da olayın bir yönü yani, tüketim toplumunun dayanılmaz ağırlığı...

Aslında halen abartılı selfie çekmenin normal olduğunu düşünmüyorum.

Konuyu tartıştığım arkadaşım Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Kemal Kuşçu yeme bozuklukları (eating disorders) isminin konmasının ne kadar uzun zaman aldığını, toplumun büyük bölümlerinde görülen kimi normal dışı sayılabilecek davranışların isimlendirilmesinin zorluğundan söz etti.

Bu konuda beni uyaranlara yeniden teşekkür ediyorum.

Yazıyı bu uyarılar sonrası yeniden düzenledim.

***

Son günlerin modası olan ‘selfie’, kişinin cep telefonu ile kendi fotoğrafını çekmesi anlamına geliyor.

Şöyle vücudunuzu geriye doğru atıyorsunuz, kolunuzu uzanabildiğiniz en uzak noktaya kadar uzatıp başınızı veya bedeninizi elinizdeki cep telefonunun kadranına sığdırmaya çalışıyorsunuz, yüzünüze en sevimli, en mutlu, en heyecanlı, en seksi veya her ne istiyorsanız öyle bir ifade veriyorsunuz ve deklanşöre basıyorsunuz.

Eğer özel bir anı ölümsüzleştirmek istiyorsanız, etrafınızda sizin fotoğrafınızı çekebilecek kimse yoksa veya fotoğraf çekebilecek gibi olanlar bu önemli anda fotoğraf karesinde olmak istiyorlarsa bu anlaşılabilir bir şey.

Ancak her gün, hatta gün içinde birçok kez kendi fotoğrafını çekip bunları başta Instagram ve Facebook olmak üzere sosyal medyada paylaşmak sağlıklı mı?

Selfie’nin çok yaygın bir sosyal fenomen olması, tartışmanın bilimsel boyutunun da sapmasına neden olabiliyor.

Olasılıkla bu durum tartışmanın sulanmasına da neden oluyor. Eminim süreç içinde uzmanlar selfie’nin patolojik boyutlarını çok daha doğru bir biçimde ortaya koyacaklardır. Ancak uzmanlar arasındaki tartışmalar bu haliyle bile selfie’nin pek de masum bir şey olmadığını göstermeye yetti.

Halen sürmekte olan tartışma, her ne kadar selfie’nin tek başına bir anormallik olduğunu göstermese de, insanların saklı kalmış bazı zihinsel sapmalarını gün yüzüne çıkarabileceğini gösteriyor. Bir süre önce İngiliz basını, öyküsünde “beden dismorfik bozukluğu” (kişinin bedeniyle ilgili hayali bir kusur yaratıp bununla uğraşıp durması) olan ve takıntılı bir biçimde ‘selfie’lerini sosyal medyada paylaşan Danny Bowman isimli bir ergenin intihar girişiminde bulunduğunu yazdı. Habere göre Newcastle’lı 19 yaşındaki bu zavallı genç, intihar girişimi öncesi 200 selfie çekmiş ancak hiçbirini beğenmemişti. Sonra da üzüntüsünden yüksek doz ilaç alarak intihara kalkışmıştı. Bowman, olay sonrası kendisiyle konuşanlara selfie’nin ilaç, alkol ve kumar gibi bir kötü alışkanlık olduğunu, bu nedenle arkadaşlarını, eğitimini, sağlığını kaybettiğini ve ölümden döndüğünü söylüyordu.

Bowman’ın hekimi Dr. David Veal, selfie takıntısının bir kendini beğenmişlik hali olamayacağının altını çiziyor. Daha da önemlisi, Veal’e göre ileri teknoloji ve onun yarattığı selfie gibi sosyal modalar, gizli kalmış zihinsel hastalıkları açığa çıkarabiliyor, ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.

Birçok bilim insanı, insanların özel fotoğraflarını sosyal medyada sık paylaşmasının özel hayatın mahremiyetini azalttığına ve insan ilişkilerini kötü etkilediğine inanıyor.

Gelinen nokta, selfie paylaşımını abartanların sanıldığı gibi kendine hayran, abartılı narsistik kişiler olmadığını, tam tersine özgüven sorunu olan kişiler olabileceğini gösteriyor. Benmerkezci, yalnız, sosyal ilişkilerde başarısız, onay ve takdir edilme gereksinimi olanlarda selfie takıntısı daha sık görülüyor.

Haddimi aşmak istemem, ben psikiyatrist veya psikolog değilim. Ancak selfie takıntısı bana normalmiş gibi görünmüyor. Onu normalleştirme çabalarının kapitalist dünyada insanın bireyci yaşama ittirilmesi, yoğun teknoloji kullanmaya teşvik ve tüketiminin özendirilmesi ile ilişkili olabileceğini düşünüyorum.

dr.m.cetiner@gmail.com


Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen İç Hastalıkları ve Kan Hastalıkları uzmanı olarak VKV Amerikan Hastanesi Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesidir. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.