Eli karda, gönlü yarda olmak!

Tanol Türkoğlu
Eli karda, gönlü yarda olmak!

İslam beş yüz senedir bilime katkıda bulunamamışsa islam son beş yüz senedir geriye gitmiş demektir. Çünkü eleştirilen şeylerin başında “akletmeyen insan” gelmektedir.

Prof. Dr. Aziz Sancar, İslamın son beş yüz yıldır bilime bir katkıda bulunamadığını ifade etmiş. Doğru! Hatta daha beteri İslam daha uzun bir süredir kendisine bile bir katkıda bulunabilmiş değil.

Ancak bunun nedeni İslamın kendisi mi yoksa İslamın temsilcisi konumundaki kişi, kurum ya da ülkeler mi? (Sovyetler çöküp de Berlin Duvarı yıkıldığında ideolojisine sahip çıkan pek çok kişi sorunun Marksizm’de değil, onun kötü uygulayıcısı olan Sovyet rejiminde olduğunu vurgulamıştı – burada da benzer bir durumdan bahsedilebilir).


Bu açıdan irdelendiğinde İslamın en büyük sıkıntılarının başında, dünyanın sonuna (kıyamet) inanmanın, kıyametin kısa bir süre sonra kopacağına inanmak demek olduğu saplantısı geliyor. O nedenledir ki bu dar zamanı “ilerlemek” gibi dünyevi şeyler yapmakla harcamamalı, onun yerine bol bol ibadet etmelidir. O arada ibadet olgusu da belli eylemlerle (namaz, oruç, zekât) sınırlandırılmıştır. Onun dışına yapılan şeyler pek ibadetten sayılmaz. Bu sayede insanlar gerek zihnen gerekse de fiziken paralize edilmiştir.

Şöyle düşünmek neden hatalı olsun: Ulu yaradan sebep, beklenti ve metodolojiyi işin sonunda değil başında açıklar ki insanlar buna göre yaşamlarını düzenlesin. O halde dinler ve İslam kıyamete ramak kala gelmiş olamaz. Öte yandan uzayla ilgili bilimsel tespitler şunu da göstermiştir: Tüm bu şeyler bu kadar küçük (dünya) bir sebep içindiyse neden bu denli devasa bir evren? Bu soruyu tersten sorduğumuzda karşımıza şu çıkar: Madem ki bu denli devasa bir evren var (ve hatta bunun paralelleri bile olabilir) o halde (İbni Arabi’nin sıkça kullandığı gibi) “ulu yaratan bununla ne demek istiyor?

İşte bu noktada İslam dini ile ilerleme olgusu bağdaştırılabilir. Dünyevi işler, dini inanca zarar vermeden resmin içine dâhil edilebilir. Bütün bu evren, ulu yaradanın (sufilerin sıkça işaret ettiği gibi) “bilinme arzusu” nedeniyle yaratılmışsa, evrenin en ücra köşesinde bile bunu tahakkuk ettirmek gerekir. Nasıl? Akleden yaratık olan insanın oraya ulaşması ve akıl ile orayı ihya etmesi ile.

Bilim insanları şu soruya nasıl cevap verirdi: Yaptığınız buluşlar kapitalizme katkı sağlarken mi kendinizi daha iyi hissederdiniz, “ilk neden”in ulvi arzusunun yerine getirilmesine bir katkı sağlarken mi?

Akla ters gelen bir şey dine de ulu yaradana da terstir. Örneğin insan (islamın temel referans kitabında) akletmediği için eleştirilmektedir. İnsanın akletmesi bilim demektir. İslam dinini akıldan ve bilimden, eleştirel düşünceden, neden diye sormaktan, araştırmaktan uzaklaştırmak, dini gereğini değil; bunun tam tersini yerine getirmektir.

Öte yandan ilerlemek dünyevi ihtirasları ön plana çıkaracak bir sürecin temel dinamosu olduğu için de eleştirilmekte. Dürüst olmak gerekirse bu kapitalist sanayi toplumunun bir özelliğidir. Özne ile nesneyi birbirine yabancılaştırmayan irfan geleneği için bu bir sıkıntı teşkil etmez. Çünkü irfan geleneğinde basit bir formül vardır: Eli karda, gönlü yarda olmak!

Tanol Türkoğlu / TanolTurkoglu@Gmail.com


Tanol Türkoglu