Risk budur!

Tevfik Uyar
Risk budur!

Bir önceki yazımda "Risk nedir?" diye sormuş, riskin bir tanımını yapmış, onu nasıl algıladığımıza da değinmiştim. Bu yazıyı okumadan evvel mutlaka ilk yazıyı okumanızı tavsiye ederim; zira bu bir devam yazısıdır.

Öncelikle, bir riski gerçekten ölçmek mümkün müdür? Bir kaç yaklaşıma yer vereyim; ki ortak özelliklerini de görmüş olalım:

Teknik risk yaklaşımına göre, eğer elde yeteri kadar veri varsa bazı vakalar için evet. Deneysel verilerdir bunlar. Bir milyon üründen kaçının hatalı üretileceği deneyimsel bilgidir. Biliriz ki, bir makine hattından çıkacak vidanın hatalı olma riski, sözdelimi, milyonda ikidir. Bu hesaplanabilir bir risk olasılığıdır. Ancak; elde veri yoksa, geleceğe yönelik bir projeksiyon yapıyorsak, ihtiyaç duyduğumuz teknik risk faktör belirsizdir.


İktisadi risk yaklaşımına göre de bazı riskler hesaplanabilir. Mesela bir yazı tura oyununda ne kadar kazanıp kaybedebileceğinizi bilirsiniz. Bir sayısal loto oyunu için de kaybetme riski bellidir. Veriye değil, matematiğe dayalı bir hesaptır. Ancak büyük yatırım kararlarında hesaplar bu oyunlar kadar basit değildir. Karmaşıklıkla birlikte belirsizlik artar.

Epidemiyolojik yaklaşım için de benzeri söz konusudur. Sigaranın ya da doğaya salınma riski bulunan bir zehirli bir maddenin/virüsün hangi hastalığın ortaya çıkma riskini ya da ölüm riskini ne oranda artırdığı araştırma verilerinden elde edilir. Maalesef, önce bu felaketlerin yaşanması gerekmesi gibi bir ön koşulla birlikte. Henüz yaşanmamış vakalarda sınırlı sayıda örneklemle yapılan laboratuvar deneyleri vardır. Bu deneylerin ne kadar büyük örneklemle yapıldığı riskin belirsizlik unsurunu artıran ya da azaltan bir parametredir.

Kısacası, riskler her zaman hesaplansa da bu hesap sonuçlarına güvenmek için ne kadar sağlıklı bir veri setine dayalı olup olmadığını sorgulamak gerekir. Veri önemli... Çünkü eğer bunu kendi kafamıza göre yapmaya kalkışırsak, genelde oldukça başarısız oluruz. Zihnimiz gerçek olasılıkları doğru şekilde hesaplamak üzere değil, doğanın çetin şartlarında hayatta kalmak üzere evrilmiştir. Bu da çeşitli kusurlu düşünüşleri beraberinde getirir.

Örneğin, sayısal loto tutturma olasılığı imkânsıza yakındır. Başımıza yıldırım düşme olasılığı ise 60.000'de 1. Lakin yağmurlu bir günde elimizde loto kuponuyla eve dönerken kazanmaktan ümitleniriz; başımıza yıldırım düşmesinden değil. Öte yandan uçak yolculuğundan korkan bir kişinin karayolunda hız limitleri dışına seyrettiğini görebilirsiniz. Oysa uçak kazasıyla ölme riski, hız limitlerini aştığı bir karayolu seyahatinde ölme riskinin yanında ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Stuart Sutherland'ten de bir örnek vermek gerekirse, 11 Eylül vakası sonrasında uçakla  gidecekleri seyahatleri erteleyerek evinde kalan Amerikalılar çok daha yüksek bir ölüm riskini göze almışlardı; çünkü ev kazaları her yıl uçak kazalarından çok daha fazla can alır.

Elbette herkesten oturup da riskleri gerçek verilere göre hesaplamasını bekleyemeyiz. Yani tabii ki basit kararlar alırken derinlemesine bir veri araştırmasına girecek değiliz ama kendimiz için bazı ilkeler geliştirmemize engel değildir bu. En azından bazı kusurlarımızın farkında olmak işe yarayabilir.

İhtiyatlılık prensibi bunlardan biridir. Eğer birileri size zararı olacağını sandığınız bir şey öneriyorsa (bir politika için bu zarar çevreye ya da kamuyadır), zararsız olduğu ispatlanana dek kaçınabilirsiniz. Sizin bu davranışın ya da nesnenin zararlı olduğunu değil, eylemi ya da politikayı önerenin zararsız olduğunu ispat etmesi gerekir.

Bulunabilirlik hatasının farkında olmak da önemlidir. Bir şeyin riskini abartıyor olmanızın arkasında, o şeye tesadüfen art arda rastlamanızın bir etkisi olabilir. Daniel Kahneman'dan örnek vermek gerekirse: Art arda iki yurtdışı seyahatinizin ikisinde de Muhterem adlı arkadaşınıza rastlarsanız, bir üçüncüsünde de her an ona rastlayacakmışsınız gibi gelir. Tesadüflerin sıklığı ve art ardalığı, sizi gerçek risk konusunda yanıltabilir. Art arda F4 kazaları olduğunda, kaza istatistikleri F-16'dan farklı olmamasına rağmen medyada ve kamuoyunda birden "F-4'ler güvensiz" algısı oluşması da gerçek hayattan bir örnektir.

Kayıptan kaçınma davranışımızın farkında olmak da işe yarayabilir. İnsanların pek çoğu "Garanti 10 TL kazanç mı? Yoksa zar atınca 1 gelirse 60 TL mi istersin?" sorusuna genelde "garanti 10 TL" yanıtı verirler. Oysa aynı soru "Garanti 10 TL kaybetmek mi? Yoksa zar atınca 1 gelirse 60 TL mi kaybetmek istersin?" şeklinde sorulursa insanlar şanslarını denemek isterler. (Daniel Kahmenan ve Amos Tversky'nin bu buluşları onlara Nobel Ekonomi Ödülü'nü getirmiştir.)

Temel oranı dikkate almak da alışkanlık haline getireceğimiz akıl yürütmelerden biridir. Özellikle de sağlık konularında. Her on hastadan birinin hatalı pozitif çıktığı bir testte esas belirleyici olan o hastalığın toplumdaki görülme yüzdesidir. Bir milyon kişiden birinde görülebilecek bir hastalık, bir testte pozitif çıktı diye hemen ameliyat masasına yatmanız gerekmiyor olabilir. Varsa, başka tanı yöntemleriyle doğrulamak lazım gelebilir (daha fazlası için Kaan Öztürk'ün şu yazısını öneriyorum).

Daha pek çok kusurumuz, zihinsel kısayolarımız ya da önyargılarımız, riskleri algılama becerimizi zayıflatabilir. Bu iç düşmanların farkında olmak isteyenler için bu konuda yazılmış pek çok güzel kitap var. Tercümesini benim yaptığım İrrasyonel (Yazar: Stuart Sutherland, Domingo Yayınları), Daniel Kahneman tarafından kaleme alınan Hızlı ve Yavaş Düşünmek, Dan Ariely'nin yazdığı Akıl Dışı ama Öngörülebilir, bu konularda yazılmış en iyi kitaplardır, diyebilirim.

Herkese iyi haftalar / @tevfik_uyar

 

Tevfik Uyar

Uçak Mühendisi ve Sosyologtur. Yüksek Lisans ve doktora çalışmalarını yönetim psikolojisi üzerine gerçekleştiren Uyar, biri popüler bilim, diğerleri bilimkurgu türünde üç adet kitap kaleme almış, üç adet kitabın çevirisini yapmıştır.