Biz boşluğa bakarken beynimizin içinde fırtınalar kopuyor

Öne Çıkanlar Sağlık

"Mutlu Olma Sanatı" isimli kitabında insanın yaratıcı fikirler ortaya koyması için boş durmaya ve monotonluğa ihtiyacı olduğunu iddia eder. Gerçekten de birçoğumuz hayatımızı değiştiren bazı fikirlerin aklımıza bomboş durduğumuz anlarda geldiğini deneyimlemişizdir.

Peki gözümüzü kapatıp dinlenmek için uzandığımızda ya da öylece bomboş uzaklara baktığımızda beynimizin içinde neler oluyor?

Uzun yüzyıllar boyunca insanların bu soruya verdikleri yanıt "hiçbir şey" idi. Hiçbir şey yapmadan boş boş duran bir insan "ruhunu dinlendiriyordu" ve hatta kimilerine göre uyku bile bu dinlenme ihtiyacının bir sonucuydu.

Alman nörolog Hans Berger bu geleneksel düşünceye karşı çıkan ilk bilim insanı oldu. 1929 yılında elektroensefalografi (EEG) denen ve beynin ürettiği elektrik akımını ölçmeye dayanan bir tekniğin mucidi olan Berger, bu yöntemle binlerce ölçüm yaptı. Ulaştığı ilginç sonuçlardan biri şuydu: Biz ne yaparsak yapalım, ister dinlenelim ister uyuyalım, beyinde her daim bir elektriksel aktivite mevcuttu. Beynin içinde bir yerlerde hiç durmadan dönen bir film rulosu olmalıydı.

1990'li yıllarda pozitron emisyon tomografisi (PET) adı verilen yeni bir yöntemle beynin harcadığı enerji ölçülebilir hale geldi. PET sonuçları durumu iyice tuhaflaştırmıştı: İnsan beyni dinlenirken de hareket ederken olduğu kadar aktifti, hatta uykunun bazı dönemlerinde beyin aktivitesi o kadar artıyordu ki uyuyan beyindeki aktivite en zorlu matematik problemlerini çözdüğümüz durumdakinden bile daha aktifti.

Nihayet 2000'li yıllardan itibaren yoğunlaşan fonksiyonel MR görüntüleme (fMRI) çalışmaları bizi bu büyük sırrı çözmeye bir adım daha yaklaştırdı: Beynin biz hareket halindeyken arka planda kalan bazı bölgeleri, biz dinlenmeye geçer geçmez aktive oluyor ve ne zaman derin hayallere dalıp zihinsel yolculuklara çıksak bu bölgeler ortaya çıkıp beyin aktivitesinin kontrolünü ele alıyordu.

Bilim insanları beynin dinlenme sırasında aktive olan bu bölgelerine "default mode network" (DMN) şeklinde özel bir isim verdiler. DMN adı üstünde bir network, yani bir ağ. Orta prefrontal korteks, arka singulat korteks ve alt paryetal lob gibi bazı beyin bölgeleri ve bu bölgeler arasındaki yoğun bağlantılardan oluşan bu beyin ağı "insan bilinci" ile yakından ilişkili.

Örneğin kendimizle ilgili derin düşüncelere daldığımızda, başkasının bizim hakkında ne düşündüğünü hayal ettiğimizde, geçmişte yaşadığımız olaylar hakkında kafa yorduğumuzda ya da gelecekle ilgili planlar yaptığımızda bu beyin ağının farklı bölgeleri aktive oluyor. Bilincimizi kaybettiğimiz koma durumlarında ise bu ağ sessizleşiyor.

Bu konuyla ilgili yapılan ilginç araştırmalardan biri DMN'nin evrenselliğini güzel bir şekilde ortaya koyuyor ve insanı insan yapan beyin ağlarından biri olabileceği yönünde ipuçları veriyor. Çalışma şöyle:

Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim insanları üç farklı dilde (İngilizce, Farsça ve Mandarin Çincesi) yazılan 40 hikayeyi toplamda 90 sağlıklı erişkin deneğe okutuyorlar ve denekler bu hikayeleri okurken beyinlerinde oluşan DMN aktivitesini fonksiyonel MR görüntüleme yöntemiyle kaydediyorlar. Her denek hikayeyi kendi anadilinde okuduğu ve anladığı durumda ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırıldığında, hikayeleri İngilizce okuyanlar ile Farsça okuyanlar arasında aynı hikayeyi okudukları durumda beyin aktivitelerinin birbirine çok benzer olduğu keşfediliyor.

Mandarin Çincesi ve İngilizce, Farsça ve Mandarin Çincesi gibi farklı kombinasyonlar karşılaştırıldığında da aynı durum ortaya çıkıyor, yani insanlar başka başka dillerde de olsa aynı hikayeyi okuduklarında beyin aktiviteleri birbirlerinin hemen hemen aynısı. Bu deney DMN'nin evrenselliğini ve olayları yorumlayabilmemizdeki kritik önemini gösteriyor.

Deneyin devamında okunan farklı hikayelerin deneklerin beyinlerinde birbirlerinden farklı aktiviteler yarattığı görülüyor. Bu sayede bilim insanları beyinde oluşan elektriksel aktiviteden bir deneğin bu 40 hikayeden hangisini okuduğunu isabetli bir şekilde tahmin edebiliyorlar. Yani bir bakıma deneklerin zihnini okuyabiliyorlar!

Default Mode Network (DMN) adlı beyin ağının sağlığımız açısından da büyük önemi var. Yapılan çalışmalar bize Alzheimer demansı, şizofreni, otizm gibi bazı hastalıklarda bu ağın doğru çalışmadığını gösteriyor. Ağın doğru çalışmadığı durumlarda hastaların, başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerini tahmin etmede ve gelecekle ilgili planlar yapmada hatalı fikir yürütmelerde bulundukları gözleniyor. Bu ağın daha iyi anlaşılması ve onu değiştirebilecek yöntemlerin bulunması bu hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynayabilir.

Modern beyin görüntülemenin en ilginç keşiflerinden biri, beynimizde dinlenme sırasında hayal kurarken ya da gündüz düşleri görürken aktif olan DNM'nin bulunması oldu. Buna göre beyin uzun yüzyıllar boyunca düşündüğümüzün aksine sadece uyanık ve fiziksel olarak aktif olduğumuzda çalışan bir organ değil.

Biz yattığımız yerden gündüz düşlerine dalmışken bile beynimiz hiç durmadan çalışıp yeni fikirler üretiyor. Bu anlamda Bertrand Russell'in sözünü ettiği "üretken monotonluk" fikri de sinirbilimsel açıdan da onaylanmış görünüyor.

Hepinize üretken monotonluklar dilerim.

Dr. Onur Arpat / NoroBlog.net / twitter: @onurarpat / onurarpat@gmail.com

Kaynaklar ve ileri okuma:

Hikaye Okumak Evrensel Bir Deneyim https://bilimfili.com/hikaye-okumak-evrensel-bir-deneyim/

The Yale Journal of Biology and Medicine: Nörolojik ve Psikiyatrik Bozukluklarda Default Mode Network'ün Önemi (İngilizce) https://dash.harvard.edu/bitstream/handle/1/26318604/4797836.pdf?sequence=1