Aşılama başladı (2)

Mustafa Çetiner
Aşılama başladı (2)

Türkiye’de ve tüm dünyada aşılama tüm hızıyla devam ediyor. Bu süreçte aşılarla ilgili tartışma ve soruların da sonu gelmiyor. Son olarak kanser hastalarının aşılamadaki önceliği ve bu hastalarda aşıların yan etkileri ile etkinlikleri de tartışılmaya başlandı. Belirtmeliyim ki, kanser hastaları ile ilişkili kaygının temelinde kanser hastalarının klinik çalışmaların çoğunda dahil edilmemesi ve dolayısıyla yeterli veri olmaması yatıyor.

Ülkemizde kullanılan Coronavac aşısının inaktif bir aşı olduğu ve inaktif aşıların bağışıklık sistemi baskılanan kişilerde bile uzun yıllardan beri güvenle kullanıldığı göz önüne alınırsa güvenlikle ilgili bir sorunun olmadığı söylenebilir. Ama asıl sorun aşının etkinliği ile ilişkilidir.

Bağışık sistemini baskılayan tedavi alan hastalarda, kanser hastalarında aşı ne kadar antikor üretecek ve bu antikorlar ne kadar koruyacak, bu soruların yanıtı henüz yok. Ancak bu hastaların aşılanması ve aşılamada öncelikli olmaları yine de taşıdıkları risk göz önüne alınırsa gereklidir.


Sistemik Lupus, Romatoid Artrit gibi otoimmün hastalığı olanlar ve otoimmün ilaç kullananların da inaktive aşı olmasında sıkıntı yaşanmayacağı düşünülüyor. Bu grup hastalarda da henüz yeterli veri olmasa da fayda zarar ilişkisi göz önünde bulundurularak aşı yaptırabilecekleri belirtiliyor.

Daha önce COVID-19 geçirmiş olanlar aşı yaptırabilir mi?

Bu sorunun da aslında net bir yanıtı yok ancak bu kişilerin aşı yaptırabileceği düşünülüyor. Burada önemli olan bu grubun aşı önceliğinin olmaması. Aşıların zaten zor temin edildiği bu günlerde bu grubun hastalığın hemen peşine aşılanmaması adil bir yaklaşım. ABD’de FDA hastalığı geçiren ve antikor oluşturanların izleyen 3 ay, Türkiye’de ise 6 ay aşı yaptırmasına gerek olmadığını belirtiyor.

Özellikle yeni varyantlar ve virüsün bulaşıcılığının artma potansiyeli göz önünde bulundurursak kritik olan olabildiğince hızlı ve olabildiğince çok kişiyi aşılamak.

Ülkemizde de son günlerde R0 değeri 0.7’ye dek düşmüşken yeniden 1.0’a doğru yükselmeye başladı. Birkaç hafta önce 30.000’lerde olan vaka sayılarımız 5000-6000’lere düşmüştü, ancak son günlerde yeniden bir artma eğilimi izleniyor. Vakalar 7000’li sayılara tırmandı. Kesin olarak bilmek zorunda olduğumuz nokta ise önlemlerin aşıya rağmen devam etmesi gerektiği. Toplumda aşılanan kişi sayısı belli bir noktaya gelmedikçe gevşememek gerekir.

Unutmamak lazım ki, Türkiye’de henüz toplumun yalnızca %2’si aşılandı. Üstelik daha ilk dozlar yapıldı. Koruyuculuk ne yazık ki, hemen aşıdan sonra başlamıyor. İkinci dozdan 10 gün sonra tam koruyuculuk oluşuyor. İlk koruyuculuk ise ilk dozdan ancak 10-14 gün başlıyor.

Buna göre Türkiye’de mart ayından önce önlemlerin gevşetilmesi mümkün gözükmüyor. Aşının koruyuculuğunun düşük olması toplum bağışıklığının daha da uzun zaman alacağını gösteriyor.

Öte yandan genel inanış toplumun %60-70’ını aşılamamız gerektiğiydi ancak belki yeni varyantlarla bu oran %85’lere çıkacak. Aşılama başladıktan 6 ay sonra gerçek anlamda normalleşme adımları bekleniyordu ancak yeni varyantlarla bu süre daha da uzayacak. Son olarak Türkiye’de aşılama ilişkili birkaç not daha ekleyeyim.

İlk dozdan sonra ciddi alerjik reaksiyon yaşanırsa ikinci doz uygulanmayacak.

38 derece ve üzerinde ateşi olanların, henüz kesin tanı konulmamış akut hastalığı olanların ve epilepsi gibi kronik hastalıkların akut atakları sırasında olanların aşıları ertelenecek.

Hastalığı geçiren ya da aşıdan 10 gün önce temaslı olan kişilere aşı yapılmayacak.

Virüs aşısıyla, grip, zatürre ve diğer rutin aşılar arasında en az iki hafta olması gerekiyor.

Hamileliğin ilk üç ayında aşı uygulanmaması tercih edilecek. Emziren anneler isterse aşı olabilir.

Aşılar pandemi ile savaşta büyük silahımız, onu doğru kullanmalıyız.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 254. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.