İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – I

Mustafa Çetiner
İlaç firmaları nasıl çalışıyor? – I

Çok uzun yıllardır tanıdığım ve kendi akademik ve mesleki yolumuzda ayrı ama eş zamanlı yürüdüğümüz çok sevgili bir arkadaşım, meslektaşım var.

Şu anda Londra’da dünyanın en büyük ilaç şirketlerinden birinde önemli bir pozisyonda çalışıyor.

Bu arkadaşım bir süredir hem YouTube kanalımda, hem de HBT’deki bu köşemde yer verdiğim ilaç firmalarını konu alan konuşma ve yazılarımı yakından izliyor.


Geçtiğimiz günlerde ondan bir elektronik posta aldım, bir anlamda bana bir yanıttı yazdıkları. Mektubunda son derece nesnel, kendi samimi bakış açısı ile akademi ile bilim ilişkisini irdeliyordu.

O mektuptan bazı satır başlarını paylaşmak isterim. Onun yazdıkları konuya daha değişik bir boyut getirecektir diye düşünüyorum.

Diyor ki; “Bu kurumlar adı üstünde birer firma yani ticari kuruluş, yani para kazanmak temel ilkesiyle hareket ederler. Dolayısıyla ilaç firmaları kendileri açısından karlı alanlara yönelip karsız alanlardan vaz geçerler.”

Arkadaşım bu yönelimin aslında “iyi” olabileceğine vurgu yapıyor, diyor ki; “Bu birtakım sonuçları açısından iyi bir şey çünkü ilaç firmaları böylece ayakta kalıyor ve iyi ve etkili ilaçların hayatımıza girmesini kolaylaştırıyor.”

Bu noktada bir haklılık payı var belki. İlaç firmaları para kazandıkça daha fazla yatırım yapabilir ve daha iyi ilaçlar üretebilir, iyi para kazanamaz ise daha iyi ilaçlar üretecek yatırımı yapamaz.

Kendi savını güçlendirmek için kanser örneğini veriyor.

“Mesela kanser tedavisinde son yıllarda sağlanan olağanüstü ilerlemenin bir nedeni bilgi ve teknoloji artışıdır, bu da dolaylı veya dolaysız kanser ilaçlarının son derece karlı olması ile ilişkilidir.”

Gerçekten de kanser konusunda – durumun hassasiyeti nedeniyle – tüm dünyada geri ödeme kurumları daha kırılgan ve hassas olduklarından ilaç firmaları geri ödeme onaylarını daha hızlı ve sorunsuz alabiliyor.

Peki, ya kâr getirmeyen hastalık grupları ve o grup hastalıklara yakalananlar?

Bu soruyu ilaç firmalarına sormamak lazım. Ne de olsa ilaç firmaları arkadaşımın da altını net çizdiği gibi ticari kuruluşlar, kâr getirmeyen bu alanlar, bu hastalıklara yakalanan zavallı hastalar onları gerçekte hiç ilgilendirmiyor.

Yani bir ilaç firması gözüyle bakıldığında doğru olan bu saptama aslında bir yandan son derece haksız.

Arkadaşıma kulak vermeye devam edelim;

“Toplumun, ilaç geliştirme maliyetleri ile ilgili bilgisi ya yok ya da oldukça sınırlı. Bir ilacın fikir aşamasından ilaç aşamasına geçişi on yıldan fazla, yine ancak onlarca molekülden biri ilaç olabiliyor ve yine birçok alanda etkinliği denenmesine rağmen ancak bir(kaç) alanda ilaç olarak gelişebiliyor. Bir ilacın gelişim maliyeti bugün 2 milyar doların üstünde. O yüzden ilaç haline gelmiş satış aşamasında, maliyetlerini karşılayıp kara dönüşecek bir molekülü, başka bir iyi molekülle kafa kafaya çalışma yaparak öldürme riskine firmalar girmiyor, sonuçta senin de söylediğin gibi kaybeden silinecek.”

Bu da ayrı bir konu ve arkadaşım burada tamamen haklı.

İnsanın aklına hemen iki kritik soru geliyor.

İlk soru, ilaç firmalarını bu haksız ve sadece kâr amaçlı yaklaşımları yüzünden bu alandan çıkartırsak yerine ne koyacağız?

İkinci soru, madem ilaç firmaları “kaybeden silinecek” diye birbirlerinin ilaçlarını kafa kafaya karşılaştıran çalışmalardan uzak duruyorlar, o halde bu işi akademi neden yapmıyor ?

Bu soruların devamı, arkadaşımın yazdıkları ve benim düşüncelerim sonraki yazıda devam edecek...

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Bu yazı HBT'nin 126. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.