Kafein iyi mi, kötü mü?

Mustafa Çetiner
Kafein iyi mi, kötü mü?

Forbes dergilerinden birinin kapağında rastlamıştım. Başlık şöyleydi. “Kafein: Duygusal Zekânın Sessiz Katili”.

Haklı bir manşet olduğunu söylemek zor. Daha önce bu köşede yazmıştım, kafein içerdiğini hepimizin bildiği kahve ile yapılan bir çok çalışma, sigara olmadan günde 3-4 fincan kahve tüketiminin yaşam sürelerini uzattığını gösteriyor.

Eğer kafein zararlı ise kahve nasıl oluyor da iyi bir içecek oluyor.


Kahveyi iyi yapan belki de içerdiği melanoidler, diterpen ve polifenol benzeri bileşikler. Bu doğru bile olsa kafein için öyle hemen çok zararlı demek zor.

Araştırmacılar, kafeinin etkilerini Sergio Leone’nin o ünlü filminin ismi gibi “İyi, Kötü, Çirkin” olarak özetliyor.

Kafein iyidir...

Çünkü kafein, emosyonel ruh halimiz ve entelektüel performansımızın artmasını sağlayan ve çoğu kez belki de farkında olmadan yardım umduğumuz uyarıcı bir madde, tadından bağımsız olarak kahve aşkımızın nedeni belki bu.

Kafein ile kendimizi daha uyanık, daha dikkatli, performansımızı daha yüksek hissediyoruz. Yapılan çalışmalar, kafeinin bellek fonksiyonlarını düzelttiğini, dikkat süresini ve derinliğini arttırdığını ortaya koyuyor.

Kafein kötüdür...

Çünkü bu etkiler kalıcı değil. John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan bir çalışma, kafein kullanımından bir süre sonra yukarıda sözü edilen bilişsel fonksiyonların hızla gerilediğini gösteriyor.

Kafein kullanımı vücudumuzda “adrenalin” salınımını artırıyor. Artmış adrenalinin organizmamızda bir çok önemli etkisi var. Adrenalinin yarattığı etkiye “dövüş veya kaç” etkisi deniyor. Kalp hızımız ve kan basıncımız yükseliyor, yaşamak için hızla karar vermemiz gereken bir tehdit karşısında yaşam kurtarıcı olabiliyor.

Ama aynı adrenalinin aşırı ve sürekli salınımı, yüksek tansiyona, kalp hızının artmasına, ritm bozukluklarına, aşırı uyarılma, panik atak, yoğun kaygı durumu, baş ağrısı, ellerde titreme gibi olumsuz etkilere neden olabiliyor.

Dahası, Carnegie Mellon Üniversitesinde yapılan bir çalışma, aşırı kafein kullanımının beynin oksijenlenmesini olumsuz etkilediğini, sakin ve akılcıl kararlar almayı zorlaştırdığını gösteriyor.

Ani bir tehdit karşısında karar vermemize yardımcı olan adrenaline bir elektronik postayı yanıtlarken gereksinim duyuyor olmamız akıllıca mı?

Kafein Çirkindir...

Çünkü kafein iyi bir uykunun önündeki en büyük engellerden biri. Kafein bizleri uykusuz bırakarak aslında ondan beklentilerimizin tam tersine neden oluyor.

Çünkü uykusuz kaldığımızda bellek, soyut düşünme, değerlendirme, konuşma becerileri gibi bilişsel işlevlerimiz büyük zarar görüyor. Düzenli biçimde uykusuz kalmak bellek sorunlarına neden oluyor.

Kafein sadece uykusuzluk yaratmıyor, bir şekilde uyumayı başarsanız bile uykunun tüm fizyolojik süreçlerini de olumsuz etkiliyor. Yani uyusanız bile uyku kaliteniz düşüyor, sabahları “dayak yemiş gibi” uyanabiliyorsunuz. Bu durum sizi daha çok kafein içmeye itiyor. Kendinize gelebilmek için yine kafein içeren içeceklere sarılıyorsunuz, sonra yine uyuyamıyorsunuz, yine kafein... Böyle sürüp gidiyor.

Unutmayın, kafeinin yarılanma ömrü 6 saattir. Bu şu anlama geliyor, sabah saat sekizde içtiğiniz bir fincan kahve ile aldığınız kafeinin %25’i akşam saat 8‘de halen sizin vücudunuzda dolaşıyor. ,

Daha bitmedi.

Tüm uyarıcılar gibi kafein’de bağımlılık yaratıyor. John Hopkins Tıp Fakültesinde yapılan çalışmaya bakacak olursanız kafeinin ani kesilmesi; başağrısı, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu gibi bulgulara neden olabiliyor. Bu nedenle uzmanlar kafein kullanımının yavaş yavaş azaltılmasını öneriyor. Ağırlıklı olarak sabah ve öğle saatlerinde içilen bir kaç fincan kahve iyidir, hepsi bu.

Sonunda hep o değişmez kural çıkıyor karşımıza, “her şeyin fazlası zarar ”.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 96. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.