Kanser riski azaltılabilir mi?

Mustafa Çetiner
Kanser riski azaltılabilir mi?

Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım çok sinirliydi, evlerinin burnunun dibine baz istasyonu koymaya çalışmışlar. Şaşırdım söylediklerine, baz istasyonlarını masum bulduğumdan değil ama bundan yakınan arkadaşımın ağır bir sigara içicisi olmasından. Burnunun dibindeki büyük riske aldırmadan baz istasyonları ile uğraşıyor diye. Çünkü tüm kanserlerin %30’unun sigara ile ilişkili olduğunu bilmeyen kalmadı yeryüzünde.

Bilim insanlarının nelerin kanser yaptığını bulması için her zaman uzun yıllar geçmesi gerekiyor, insanlar bu uzun yıllar boyunca o kanserojenleri öylesine yaşamlarına sokuyor ki, sonradan çıkartması hep çok zor oluyor. Mesela tarih kitapları gece davetlerinde pırıl pırıl parlasınlar diye kadınların yüzlerine radyoaktif madde içeren makyaj malzemeleri sürdüğünü yazıyor. Bu kadınlar yaptıkları işin riskini öğrendikten sonra da bu huylarından hiç kolay vazgeçememişler.

Kanserlerin %30’u sigara, %30-35’i ise kötü yaşam ve dengesiz diyet nedeniyle ortaya çıkıyor, hepatit B ve hepatit C virüsü, HPV, HIV, Epstein Barr virüsü, hatta helikobakter pilori enfeksiyonları bile kanserin nedenleri arasında sayılıyor. Bizim değiştiremeyeceğimiz çevresel nedenler, kent yaşamı, çevre kirliliği, endüstriyel artıklar da önemli kanser nedenleri arasında ancak tüm kanserlerin sadece %3-5’inin nedeni olabiliyorlar.


Kasım 2017’de ABD’de “A Cancer Journal for Clinicians” isimli dergide yeni bir makale yayınlandı.

Bu makalede her 10 kanser hastasından 4’ünün iyi risk yönetimi ile kanser olmasının aslında engellenebileceği, kansere bağlı yaşamını yitiren her iki kişiden birinin de aslında iyi bir risk yönetimiyle hayatta kalmasının sağlanabileceği ileri sürülüyor.

ABD’de hastalık kontrol merkezi (CDC)’nin önderlik ettiği çalışmaya göre sigara başka hiç bir risk faktörü olmadan, tek başına kanser ölümlerinin %30’undan sorumlu tutuluyor.

Aşırı kilolu olmak da tek başına önemli bir risk. Neredeyse tüm kanserlerin %8’i şişmanlığa bağlı ortaya çıkıyor. Şişmanlığın neden olduğu kanserlerin başında %69 oranıyla rahim kanseri geliyor. Rahim kanseri ve obezite ilişkisi en dikkat çekici olanı. Safra kesesi ve böbrek kanserleri de şişmanlığın neden olduğu kanserler arasında sayılıyor.

Bu çalışma sonuçlarına bakarsanız alkol kullanımı kanserin en önemli nedenlerinden biri. Tüm kanserlerin %6.4’ü, erkek kanserlerinin ise %4.8’i aşırı alkol kullanımına bağlı görülüyor. Ağız içi ve yutak kanserlerinin neredeyse yarısı alkolün de olumsuz katkısıyla ortaya çıkıyor.

Diyet alışkanlıklarımıza gelince; düşük kalsiyum içeriği, az sebze ve meyve yemek, lifsiz gıdalarla beslenmek ile kanser arasında net bir ilişki gösterilmiş. Çok fazla kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri yemek de kansere davetiye çıkartıyor.

Fiziksel olarak hareketsiz olmak tüm kanserlerin %3’ünde kanserin nedeni olabiliyor. Meme kanseri gelişimi ile fiziksel inaktivite arasında doğrudan ilişki olduğu ileri sürülüyor.

Ultraviyole ışınlarının melanoma olarak bilinen cilt kanseri sıklığını arttıran en önemli neden olduğunu, enfeksiyonların da kanser gelişimindeki önemli rolünü unutmamalıyız.

Şimdi alt alta koyup toplayalım; aşırı kilo, artmış alkol tüketimi, kötü beslenme, ve fiziksel hareketsizlik tüm kanserlerde kadınlar için en sık, erkekler için ise ikinci en sık kanser nedeni. Sigara tek başına erkeklerde birinciliği kimseye bırakmıyor.

Sözünü ettiğim makaledeki verilere bakarsanız tüm kanserden ölümlerin erkeklerde %47.9’u, kadınlarda %42.1’i ve toplamda %45.1 değiştirilebilir veya kontrol edilebilir sebeplere bağlı olarak ortaya çıkıyor.

Yani aslında kanserden korunmanın anahtarı elimizde. İyi, dengeli ve sigaradan uzak bir yaşam biçiminin ne kadar koruyucu olduğu son derece açık.

Son yıllarda kanser ve nedenleri konusunda giderek artan farkındalık, kanser sıklığını da etkileme başladı. Şimdi kendimizi korumayı daha iyi biliyoruz.

Artık kanser artışı yavaşladı ve hatta geriliyor. Nitekim ABD’de 1991 yılında en üst düzeye çıkan kanser ölümleri her yıl %1-2 azalmaya devam ediyor. Ülkemizde de son 2 yılda kanser sıklığının belirgin azaldığı biliniyor.

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 88. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.