Obezite, nereden nereye?…

Mustafa Çetiner
Obezite, nereden nereye?…

Tatil hazırlıklarımız başladığında en önemli sorunumuz evimizin dördüncü canlısı yani kedimiz Müjgan’a biz yokken kimin bakacağı oluyor. Aslında onun sorunu sadece ilgi açlığı yoksa yiyeceğini önüne koyuyorsunuz, doyana kadar yiyor, susayınca suyunu içiyor, hepsi o. Oburluk etmiyor yani, önüne fazla yiyecek koyduğunuzda daha fazla yemiyor.

İnsan öyle mi?

Oburluk insanlığın en büyük dertlerinden biri belki de.


Peki insan neden obur?

Yuval Noah Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara, Sapiens” isimli kitabını pek çoğumuz okumuştur, hani evrim teorisinin yasaklandığı bu ülkede insanın evrimini anlatan ve çok satanlar listesinin tepesine tırmanan kitap.

Harari, diyor ki... “Atalarımızın yaşadığı alanlarda yüksek kalorili tatlı nadiren bulunurdu ve gıda da bol sayılmazdı... Bir taş devri kadınının incirlerle dolu bir ağacı gördüğünde yapacağı en akıllıca şey, bunlardan olabildiğince fazla yemekti, ta ki o yöredeki bir babun grubu ağacı ele geçirene kadar...”

İşte bir oburluk sebebi. Bizim buzdolaplarımız tıka basa dolu ama DNA’mız hâlâ taş devrinde yaşadığımızı sanıyor belki de. Harari, bu “tıkınma geni” teorisinin oldukça kabul gördüğünü söylüyor.

İlk insanların soğuktan korunmak ve vücut ısılarını 37C civarında tutabilmek için günde en az 2000-3000 kaloriye gereksinimleri vardı. Günde en az 800 ml sıvı almak zorundaydılar, ve besinleri depolayacak yerleri yoktu. Yani bulduğunu yiyebildiği kadar yemek zorundaydı. Sadece ilk insanı değil, büyük kıtlıklar, açlıklar ile geçen insanlık tarihini düşünün, “tıkınmak” olasılıkla bu nedenle genlerimize sindi.

Hatırlayın, şişman kadınların “güzel” sayıldığı ortaçağda şişmanlık güzellik, güç ve azamet göstergesiydi.

Şimdi artık öyle değil belki ancak gerçek şu ki, son yüz yılda insanoğlu evrimsel gelişim sürecinde hiç olmadığı kadar çok yiyor.

Bin dokuz yüz yetmişli yıllarda ortalama bir Amerikalının aldığı kalori 2160 iken bugün 2673 kaloriye çıkmış durumda.

Bugün 20 yıl öncesine göre %25 daha fazla kalori alıyoruz.

Çarpıcı bir kaç örnek paylaşayım; Patates kızartmasının porsiyonunda 20 yıl önce 210 kalori var iken bugün 610 kalori var, 20 yıl önce bir tavuklu sandviç yediğinizde 320 kalori alıyordunuz bugün 820 kalori alıyorsunuz. Yirmi yıl önce bir porsiyon pizza zevkinin bedeli 500 kalori idi, bugün 850 kalori. Bir hamburgerin çapı yirmi sene önce 7.5 cm iken şimdi 15 cm’ye ulaştı. Üzerinde giyecek hiç bir şeyi olmayan zavallı mağara devri insanının günde 3000 kalorilik enerji ihtiyacı anlaşılabilir bir şeydir, peki bugünün insanına ne demeli?

Aşırı şişmanlık ve şişmanlık salgınının sebebi ne olursa olsun gerçek şudur; Günümüz dünya nüfusunun 1/6’sı açlık sınırında yaşıyor, zengin ülkelerde yaşayan her dört kişiden biri aşırı şişman (obez), her üç kişiden biri ise şişman (aşırı kilolu) olarak yaşamını sürdürüyor. Şişmanlığın istenmeyen etkileri yanında kanser gelişimine de zemin hazırladığı biliniyor.

ABD’de toplum verileri (SEER), 2007 yılında 34.000 erkek, 50.500 kadında ortaya çıkan kanserlerin şişmanlık ile ilişkili olduğunu gösterdi. Çalışmalar; yutak, pankreas, kalın bağırsak, rektum, meme, rahim, böbrek ve tiroit kanseri sıklığının aşırı şişmanlarda daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu veriler, obezite sıklığının günümüzdeki hızıyla artması durumunda 2030 yılında şişmanlık nedeniyle kanser olanların sayısının yılda 500.000’e ulaşacağını gösteriyor.

İnsanoğlu şu uygar dünyada bile nasıl “ilkel” dürtülerle bir yaşam sürüyor. Evrimsel süreçlerimize, genlerimize, bunlar sayesinde yarattığımız ve teslim olduğumuz sosyal ve kültürel çevremize karşı ne kadar çaresiziz.

İnsanlığın evrimsel sürecini çok güzel anlatan bir Melih Cevdet Anday şiiri ile bitirelim;

“Protohippus atın ceddi
Dinothorium filin ceddi
Biz insanın ceddi…
GELECEK MUTLU İNSANIN.”

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com


Bu yazı HBT'nin 74. sayısında yayınlanmıştır.

Mustafa Çetiner

Prof. Dr. Mustafa Çetiner 1964 yılında Kayseri'de doğdu. Halen Acıbadem Sağlık Grubu Maslak Hastanesi'nde İç Hastalıkları, Hematoloji Bölümü'nde görev yapmaktadır. Hekimliği ve öğretim üyeliği yanında Popüler bilim, etik, tıp ve tıp tarihi konularında kaleme aldığı güncel yazılarıyla tanınır.